TIKLAYAZ.com Tüketici Ürün Yorum ve Karşılaştırma Sitesi

Just another WordPress.com weblog

Archive for the ‘Spor Sağlık Fitness’ Category

5 yılda 5 milyon genç sigaraya başladı

without comments

Türkiye Genç İş Adamları Derneği, sigarayla ilgili çarpıcı tabloyu gözler önüne serdi.

Buna göre, Türkiye’de her gün 15 milyon paket sigara içiliyor. 2007 yılı itibarıyla ülkede kişi başına yıllık bin 523 adet, bir başka ifadeyle 76.1 paket sigara içiliyor. Türk halkı sigaraya her gün ortalama 45 milyon 205 bin YTL ödüyor. Türkiye’de 5 yılda 11-19 yaş arasında 5 milyon genç sigaraya başladı. Sigara içme yaşı ise 11’lere indi.

Türkiye Genç İş Adamları Derneği, Sağlık Bakanlığı’nın başlattığı “Dumansız Hava Sahası” kampanyasının bu tabloyu sona erdirmek için büyük bir fırsat olacağını belirterek, Mayıs 2008’de başlayan kampanyanın yansımalarını görebilmek amacıyla bir çalışma yaptı. 1458 denek üzerinde yapılan araştırmaya göre, halkın büyük çoğunluğu sigara yasağını olumlu buluyor. Araştırmaya katılan deneklerin yüzde 75.87’si sigara yasağından memnunken, yasaktan memnun olmayanların oranı ise yüzde 24.13’te kaldı.

SİGARANIN NEDENİ ÖNCE ARKADAŞLAR SONRA AİLE

Ankara, İstanbul ve İzmir’de yapılan araştırmaya katılan deneklerden erkeklerin yüzde 63.87’si sigara içerken, kadınlarda ise bu oran yüzde 51.48 oldu. Sigara içen ve içmeyenlere ayrı ayrı yöneltilen sorularda sigara içenler arasında çarpıcı sonuçlara ulaşıldı. Buna göre sigara içenlerin yüzde 44.83’ü sigaraya 18-25 yaşları arasında başlarken; yüzde 33.90’ı günde 1 paket, yüzde 15.42’si ise günde 1 ile 2 paket arasında sigara tüketiyor. Sigaraya başlayanların yüzde 40.75’i arkadaşları yüzünden, yüzde 23.27’sinin ise ailesinden örnek alarak sigaraya başladıkları belirtiliyor. Sigara içenler arasında yüzde 33.17’si sıkıntılarını geçirdiği için, yüzde 23.86’sı stres atmak için, yüzde 20.33’ü ise alışkanlıktan sigara içtiğini söylüyor. Yüzde 42.85’lik bir kesim ise sigara nedeniyle sağlık problemi yaşıyor. Sigara içenlerin yüzde 61.54’ü ise sigaraların üzerinde yazan uyarı yazılarından etkilenmiyor. Sigaralara yapılan zamlar da tüketiciyi pek etkilemiyor. Yüzde 41.22’si ‘zamlardan etkilenmiyorum’ derken, yüzde 39.25’i ise daha ucuz sigaralara yöneldiğini söylüyor.

SİGARA YASAĞININ SİGARA İÇENLERİ AZALTTIĞINA İNANILIYOR

Araştırmaya göre, sigara içip içmesinden bağımsız olarak sigara yasağından büyük bir çoğunluk memnun görünüyor. Sigara içmeyenlerin yüzde 97.74’ü yasaktan memnunken, içenler arasında ise bu oran 59.50’yi buluyor. Yine sigara içmeyenlerin 86.65’ine göre yasak sigara içenleri azaltırken, sigara içenlerin 44.97’si aynı görüşü paylaşıyor. Kampanya, sigara içmeyenlerin yüzde 90.10’unun umduğu gibi gidiyor. Yine her iki grup da medyanın yasağa gerekli desteği verdiğini belirtiyor.

YASAĞI DELENLERİ SİGARA İÇMEYENLER ŞİKAYET EDİYOR, İÇENLER İSE…

‘Çevrenizde sigara yasağına uymayan birini gördüğünüzde ne yapıyorsunuz’ sorusuna sigara içmeyenlerin yüzde 40.37’si ‘kesinlikle yetkililere şikayet ediyorum’ derken, sigara içenler arsında ise yetkililere şikayet etme oranı sadece 4.81’de kalıyor. Sigara içenlerin yüzde 77.92’si ise yasağı delen birini gördüğünde bir şey yapmayacağını söylüyor. Öte yandan sigara içmeyenlerin yüzde 30.76’sı ise yasak delicileri ikaz ederek kampanyaya katkıda bulunmaya çalışıyor. Mayıs 2008’de başlayan kampanyayla birlikte sigarayı bırakmaya çalışanların oranı da dikkati çekiyor. Sigara içenlerin yüzde 36.81’i, kampanya başladığında sigarayı bırakma girişiminde bulunuyor, yüzde 51.83’lük bir kesim ise sigara yasağının başarıya ulaşacağına inanıyor. 

Kaynak: Hürriyet 03/10/2008

Kanser aşısı geliyor

without comments

Michigan Üniversitesi’nde henüz üzerinde deneme yapılan yeni bir kanser aşısı, farelerde meme kanserinin en tehlikesini yok etti.

Amerikan Cancer Research dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, aşı hücrenin normal büyümesine yardımcı olan HER2 proteininin arttığı en tehlikeli meme kanserini tamamen yok etti. HER2 proteini, meme kanserine yakalanan kadınların yaklaşık dörtte birinde görülüyor.

Tümörlü hücrelerin tekrar ortaya çıkmasını da önleyen ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi esasına dayanan aşının, sağlıklı kadınlarda da meme kanserinin ortaya çıkmasını önlemek amacıyla kullanılabileceği belirtildi.

Araştırmayı yürüten Michigan Üniversitesi uzmanlarından Dr.Wei-Zen Wei, aşının bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi esasına dayandığını belirtti ve “Bağışıklık sisteminin, HER2 proteini reseptörlerine karşı çok sert tepki verdiğini gözlemledik. Aşı, bugünkü ilaçlara direnç gösteren tümörlere karşı da işe yaradı” dedi. Aşının, ilaç tedavisi ihtiyacını ortadan kaldırabileceği de belirtiliyor.

Aşı, HER2 proteinini üreten genlerden ve bir bakteriden alınma inaktif bir DNA molekülüne (plazmid) entegre edilmiş bağışıklık sistemi uyarıcısından oluşuyor. Bu plazmid kendini kopyalayarak çoğalma yeteneğine sahip bulunuyor. Dr.Wei’ye göre, yan etkisi de olmayan aşı, bağışıklık sistemindeki T hücrelerine, kanser hücrelerine nasıl saldırması gerektiğini öğretiyor.

Kaynak: Hürriyet 17/09/2008

Written by tiklayaz

Eylül 17, 2008 at 8:35 am

Selüliti önleyen terlik

without comments

Güneş Mutlu Mavituncalılar, sitesinde selüliti önlemeye yardımcı olan terlik FitFlop‘u da satmaya başladı.

Sadece yürümeyi kolaylaştırmayıp, aynı zamanda özel yapısıyla bacak kaslarını çalıştırırken selülit problemini de ortadan kaldıran FitFlop’lar, satılmaya başlandı.

Amerika’da psikoloji eğitimi aldıktan sonra Türkiye’ye dönen, e-ticaret alanındaki eksikliği görüp kadınlara yönelik chichiqueen.com adlı internet sitesini kuran Güneş Mutlu Mavituncalılar, özel tasarımlardan kıyafetlere, bitki çaylarından kurabiyeye kadar her türlü ürünün bulunabileceği sitesinde Biomekanikler tarafından Londra’nın  SouthBank Üniversitesi’nde geliştirilen selüliti önlemeye yardımcı olduğu söylenen terlik FitFlop’u da satmaya başladı. Sadece yürümeyi kolaylaştırmayıp, aynı zamanda özel yapısıyla bacak kaslarını çalıştırırken selülit problemini de ortadan kaldıran, bilimsel deneylerde yağ yakımına yüzde 10 ile yüzde 12 arasında katkı sağladığı kanıtlanan FitFlop’lar, tüm dünyada satış rekoru kırmaya başladı. Sadece selüliti olanlar değil, yoğun çalışma programından spor yapmaya fırsat bulamayanların da yoğun ilgisiyle karşılaşan terlikler 89.99 YTL’den satılıyor.

Kaynak: Hürriyet 14/08/2008

Written by tiklayaz

Ağustos 27, 2008 at 7:57 am

Kanserden korunmak için

without comments

Kanser hastalarının sayısı artıyor. Ama modern tıp son yıllarda kanserle mücadelede inanılmaz başarılar kazandı.

20-30 yıl öncesinin çaresiz hastalıkları arasıda yer alan kanser korkulu bir rüya olmaktan yavaş yavaş çıkıyor. Bu, en azından bazı kanserler için doğru. Örneğin, lenfoma ve lösemi türü kanserlerin bazılarında, neredeyse tam şifa yakalanmış gibidir.

Kanser sorunu homojen bir görünüm arz etmiyor. Tedavi şansı yönünden baktığınızda, her kanserde iyileşme veya kontrol altına alınma olasılığının aynı olmadığı biliniyor. Bu durum teşhisten sonraki 5 veya 10 yıllık yaşam süresi dikkate alındığında birçok kanser türünde iyi bir şansı yakalamanın mümkün olduğu belirtiliyor. Bu en azından erken teşhis edilen bazı kanserlerde kesinlikle doğru bir bilgidir.

NE YAPMALI

Kanserden korunmada beslenmenin, sigara, alkol kullanımı gibi kişisel alışkanlıkların, yaşadığınız çevrenin, yaşam tarzınıza ilişkin diğer seçimlerin ve daha pek çok şeyin etkili olduğu biliniyor. Kanserden korunmak söz konusu olduğunda ilk adım doğru beslenmektir. Rafine şekerden uzak durmak, mümkün olduğu kadar az şeker kullanmak, kırmızı eti azaltmak, özellikle ateşte pişirilmiş veya yağda kızartılmış eti azaltıp, bitkisel yağlara (bilhassa zeytinyağına) ağırlık vermek, tuzu mümkün olduğu kadar sınırlamak, taze meyve ve sebze tüketimini, kurubaklagilleri, tam tahılları daha çok yemek. Yani posalı besinlere ağırlık vermek yapılacak en önemli değişimlerdir.

YOĞURT ÇOK FAYDALI

Kanserden korunma söz konusu olduğunda, daha çok yoğurt (ve zaman zaman kefir) tüketmek, sağlıklı bir kiloda kalmaya gayret etmek de önem kazanıyor. Ayrıca katkı maddelerinin kullanıldığı besinlerden uzak durmak, organik besinlere öncelik vermek gerekiyor. Öyle görülüyor ki “Besinlerin raf ömrü uzadıkça bizim ömrümüz kısalıyor.” Çünkü yiyeceklerin dayanıklılığını uzatmak, rafta kaldıkları süreyi artırmak gibi nedenlerle gıdalara eklenen kimyasallar ve ayrıca tat, renk, koku vermek için kullanılan katkı maddelerinin bazıları ile üretimde kullanılan hormonlar ve besinlere yapılan genetik müdahaleler kanser riskini artırabiliyor.

BEDENİNİZ AKTİF RUHUNUZ DİNGİN OLSUN

Kanserden korunmada, aktif bir yaşam sürmek de çok önemlidir. Araştırmalar, aktif bir hayatın hemen hemen bütün kanserlerden ama özellikle meme, prostat, kalınbağırsak kanserlerinden korunmada etkili olduğunu gösteriyor. Sakin ve huzurlu bir hayat sürmek, stresi iyi yönetebilmek, hayata olumlu gözlerle bakabilmek de kanserden korunmada etkili. İnançlı insanların, hoş görülü, affedici olanların, hırstan, kavgadan, korkudan, endişe ve kıskançlıktan uzak yaşayanların da şansı artıyor. Derin üzüntülerin, ağır kederlerin de kanseri tetiklemesi mümkün görülüyor. Depresyonlularda kansere yakalanma şansının biraz daha fazla olduğu belirtiliyor.

Yaşam tarzınızda yapacağınız akılcı değişikliklerle, genlerinizdeki ve çevrenizdeki şansızlıklardan kaynaklanan kanser riskini önemli ölçüde azaltmanız mümkündür. Kanserden korunmak istiyorsanız yapacağınız bir başka şey de “erken uyarı sistemlerinizi” mümkün olduğu kadar açık tutmaktır. Bunun için güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmaya ve kanserle ilgili sağlık tarama testlerini düzenli olarak yaptırmaya özen göstermelisiniz.

Bacaklarınızdaki huzursuzluk hastalık belirtisi olabilir

Eğer derinizin altında kurtlar dolaşıyormuş gibi hissediyor ve bacaklarınızı hareket ettirmeden duramıyor ya da bacaklarınız hareket etmek, koşmak istiyor ve siz bunu durduramıyorsanız “Huzursuz bacak sendromu” olarak bilinen hastalık söz konusu olabilir. Hastalar özellikle akşamları yoğunlaşan bacaklarını hareket ettirme isteğinden yakınırlar. Oturmakla ya da yatmakla şikayetler artış gösterir. Bacaklardaki huzursuzluk hissi, hareket ettirme ihtiyacı; kişilerin uyku kalitesini de bozmakta, sonucunda da kişi gün içinde kendini uykulu ve yorgun hissetmektedir. Huzursuz bacak sendromu hem kadında hem erkekte her yaş grubunda ortaya çıkabilmekle birlikte, kadınlarda ve ileri yaşlarda daha sık rastlandığı bilinmektedir. Her 100 kişiden 15’i hayatlarının bir döneminde bu tür yakınmalar tanımlayabilirler.

Eğer huzursuz bacak sendromunuz varsa:

n Hastalığın kesin nedeni bilinmemektedir. Altta yatan nedenler arasında; demir eksikliği, bacaklarda kan dolaşımına ait bozukluklar, kas hastalıkları, böbrek hastalıkları, alkolizm, bazı vitamin veya mineral eksiklikleri sayılabilir.

n Bu hastalığın tedavisinde kullanılan ilaçlar bulunmakla birlikte, kesin tedavisi henüz bilinmemektedir.

n Hafif durumlar bazı sakinleştirici ilaçlar ve davranışsal yöntemlerle başarılı bir biçimde tedavi edilebilmektedir. Bu yöntemler arasında germe egzersizleri, yatmadan önce sıcak duş alma ve bacaklara masaj yapma sayılabilir.

n Kafein, alkol ve sigara kullanımının yakınmaların daha da artmasına yol açabileceği unutulmamalıdır.

Bebeğinizin sağlığını iki şey belirliyor

Uyku ve beslenme düzeni

Bebek bakımı benim de önemli bir ilgi alanım haline geldi! Bunun birinci sebebi torunumuz Aleyna’nın sağlıklı gelişip gelişmediğinden emin olmak istememiz. İkincisi, kızım Merve ve eşimin bitmez tükenmez sorularına yanıt vermek zorunda olmamız!

Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanları, bebeklerin uyku ve beslenme düzeninin onların sağlığını belirleyen en önemli iki etken olduğu konusunda hemfikir. Uzmanlara göre her bebeğin uyku ve beslenme ritmi farklı oluyor. Uyku düzeni ve beslenme davranışları bebekten bebeğe önemli değişimler gösterebiliyor. Önemli olan onları aç bırakmamak ve ihtiyaçları kadar uyumalarını sağlamak. Bebeklerin mümkün olduğu kadar bildikleri, tanıdıkları, alıştıkları ortamlarda, yataklarda uyutulmaları öneriliyor. Beslenme ve uyku düzenini bozacak davranışlardan kaçınmak gerekiyor. Onları aç bırakmamak için uykuda da olsa emzirmek gerekebiliyor. Bu özellikle ilk 3 ay için zorunlu. Çünkü bu ilk 3 aylık dönemde bir bebek günün neredeyse dörtte üçünden fazlasını uykuda geçiriyor. Sağlıklı bir bebek büyütmenin üçüncü önemli noktası da dokunmak, kucaklamak, sevmek ve ilgilenmek.

Temel Reis çok haklı

Ispanak Temel Reis’e güç veren besin olma özelliğini bileğinin hakkıyla kazanmıştır. Bu sebze, Alfa Lipoik Asit, C vitamini, E vitamini, Glutation, Beta karoten, Lutein gibi antioksidanlardan çok zengindir. İçinde Kalsiyum, Magnezyum, Çinko, Demir gibi mineraller de vardır. Ispanağın B grubu vitaminlerden, özellikle Folik Asit, Riboflavin, Tiamin ve B6’dan çok zengin bir besin olduğunu da hatırlatalım. Ispanakta sağlığa yararlı birçok Polifenol ve Betain de bulunuyor. Kilo kontrolüne yardım eden düşük kalorili bir besin olması ve posadan zengin bir yapısının bulunması diğer avantajlar. Çeşitli çalışmalarda ıspanak tüketimi fazla olanlarda koroner kalp hastalığı ve felçlerin, katarakt, maküler dejenerasyon ve benzeri yaşlılıkla ilişkili göz problemlerinin, kalın bağırsak, mide, prostat, meme kanseri gibi bazı kanserlerin daha az görüldüğü belirlenmiş. Koenzim Q-10’un en önemli kaynaklarından biri de ıspanaktır. Koenzim Q-10, enerji üreten kalp kasından, diş etine birçok noktada vücuda güç veren etkin bir antioksidandır. Betain tıpkı Folik Asit gibi güçlü bir homosistein azaltıcısıdır. Ayrıca bu şifalı sebzede önemli miktarda bitkisel Omega-3 bulunduğunu da hatırlatalım.

Uykusuz geceler annelerin kilo vermesini engelliyor

Yeni doğum yapmış anneler eğer az uyuyorlarsa gebelikte aldıkları kiloları vermekte zorlanıyorlar. Yapılan araştırmalarda doğumdan sonra ilk 6 ay günde 5 saatten az uyuyan anneler birinci yılın sonunda dahi günde 7 saat uyuyan annelere oranla 3 kez daha fazla kilo verme sorunu çekmekteler. Doğum sonrası kilo verme diyet ve egzersiz üzerine kurulmakla birlikte, uyku süresi ve kalitesi de göz önüne alınmalıdır. Uyku eksikliğinin kiloyla ilişkisi iştahı kontrol eden hormonlar leptin ve ghrelin seviyelerinin bozulması ve artan kortizol düzeyleri ile açıklanmaya çalışılmaktadır.

Sessiz tiroid bezi iltihabı

Hamilelik sonrası yorgunluk, kilo alma ve depresyon tiroid hastalığına işaret edebiliyor. Doğum yapan kadınlarda “Sessiz tiroid bezi iltihabı”na daha sık rastlanıyor. Bu hastaların bir kısmında “Haşimoto tiroidi” de oluşabilir. Sessiz tiroiditin herhangi bir belirtisi yok. Tiroid sonucu oluşan hipotiroidi ve bunun sonucunda gelişen yorgunluk, depresyon ve kilo alma en önemli işaretler olarak ortaya çıkabiliyor. Eğer hamilelik sonrasında bu şikayetlerle karşılaşırsanız sessiz tiroid bezi iltihaplanması ve Haşimato hastalığı aklınızda olsun.

DİYET GÜNLÜĞÜ

Şu sıralarda çok fazla davet ve benzeri organizasyonlar oluyor. Diyet uygulamak çok zor oluyor. Hafta sonuna doğru verdiğim kiloyu haftasonu geri alıyorum sanki. Bunu önlemek için ne yapabilirim? Farklı bir uygulama önerir misiniz?

Acil durum diyeti

Rahatlamış bir şekilde başlanan hafta sonunu daha da keyifli bir hale getirmek için beslenme alışkanlıklarınızda ufak tefek (!) değişiklikler yapmak kaçınılmaz bir aktivite belki de. Bunun yanı sıra katıldığınız tür davetler de başka bir sosyal aktivite. İşte bu günlerde menüler daha çok çeşitlenirken, kalori alımında diyeti olumsuz yönde etkileyebilecek durumlar ortaya çıkabiliyor. Diyet yaparken bu tarz organizasyonlara katılmak aslında kendinizi bu tür ortamlarda deneme fırsatı da verecektir. Çok soslu ve yağlı mezeler yerine sebzeli ve yoğurtlu mezeleri seçmek, sadece karbonhidrat içeriğine sahip mönüler yerine içine protein ilavesi yapılmış mönüleri seçmek kontrolün sizde olduğunun bir göstergesidir. Alkol tükettiğiniz zamanlarda da bütün gün yiyecekleri kısmak, öğünleri atlamak yerine alkolle birlikte tüketebileceğiniz “diyeti bozan sessiz katillere” aperatiflere dikkat etmeniz, önemli bir kısmını tüketmemeniz yeterli olacaktır. Ertesi gün tartılmak iyi bir fikir olmayabilir. Özellikle alkol tükettiğiniz akşamların ardından vücut suyunda meydana gelebilecek artışlara aldanmayın. Ve diyetinizde gereksiz kısıtlamalar yapmayın. Bol bol su içmek ve porsiyon hakkınız kadar meyve yemek en iyi yöntemdir. Ve yapacağınız açık hava yürüyüşleri de sizin için önemli bir fırsattır.

Bel çevrem kalınlaşıyor

2 yıl önce diyetle 10 kilo vermiştim. Ama verdiğim kiloları geri aldım. 3 ay önce diyet yapmaya başladım ve istediğim kiloya ulaştım fakat ilk verdiğim zamanki kiloyla aynı olmama rağmen bel ve basen ölçüm daha fazla. Ne yapmalıyım? (Boyum 1,67cm-kilom 52)

Boyunuz ve kilonuz arasında bir sorun yok. Bu kilonuzu korumanızda ve altına da düşmemenizde fayda var. Kilonuz 2 yıl önceki haliyle aynı gibi gözükse de yağ oranınız değişmiş olabilir. Kısa sürede hızlı verilen kiloların büyük bir kısmı su ve kas kaybıdır. Yağ oranının azalması için yavaş zayıflama daha etkilidir. Ama yaptığınız günlük 30 dakika yürüyüş yağ kaybını sağlamış olabilir. Özetle bir vücut analizi yaptırıp yağ oranınıza bakmanızı tavsiye ederim. Eğer olması gereken aralıkta ise kilo vermekten ziyade, var olan kilonuzu koruyup, yağ yakımı için değil, vücudu toparlamak, sıkılaştırmak için egzersiz yapmanız gerekecek. Aynı zamanda günlük aktiviteniz 2 sene önceki ile aynı olmayabilir. Gün içinde daha hareketsiz iseniz, genelde oturuyorsanız, stres düzeyi arttıysa, hormonal değişimler yaşıyorsanız (yaşınızı bilmiyorum) bel çevreniz kalınlaşmış olabilir.

Kaynak: Hürriyet / Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU 18/04/2008

Güneş kremleri, selülitten arındırıp, gölgede bronzlaştırıp 25 milyon Euro’ya koşuyor

without comments

YENİ nesil kremlerin bronzlaştırma ve koruyucu etkisinin yanı sıra, kırışıkları yok etme, cilt lekelerini azaltma, selülitleri giderme, cildi sıkılaştırma, yaşlanmayı geciktirme gibi farklı özellikleri de kazanması etkili oldu.

Tüm bunlara ’gölgede bronzlaştıran’ ürünler de eklenince pazarın 25 milyon Euro’ya ulaşması bekleniyor.

TÜRK tüketicilerinin cilt kanserine yol açan kızgın güneş ışınlarından korunmak ve ıstakoz gibi kızarmamak için, yüksek faktörlü güneş kremlerine yönelmesi, pazarın 21 milyon Euro’luk hacme ulaşmasını sağladı. Bunda, yeni nesil kremlerin bronzlaştırma ve koruyucu etkisinin yanı sıra, kırışıkları yok etme, cilt lekelerini azaltma, selülitleri giderme, cildi sıkılaştırma, yaşlanmayı geciktirme gibi farklı özellikleri de kazanması etkili oldu. Tüm bunlara, güneşte kalmayı sevmeyen ya da tatil fırsatı bulamayanlar için özel olarak geliştirilen gölgede bronzlaştıran ürünler de eklenince, 2008 yaz sonuna kadar pazarın 25 milyon Euro’yu bulması bekleniyor.

Eczacıbaşı Daylong markalı ürünlerle pazarda ilk kez yer alırken, Unilever şampuan ve krem markası olan Dove’un güneşsiz bronzlaştırıcı ürünü ile sektöre katıldı. Nivea, Estee Lauder, Cliniqe, Lancome ve Guerlain gibi bir çok uluslararası marka ile rekabet etmek zorunda kalan Evyap da hızla büyüyen pazara Arko marka güneş kremleriyle girdi.

Yüksek koruma faktörü

Küresel ısınma ve ozon tabakasının neden olduğu zararlı güneş ışınlarından korunmaya gün geçtikçe daha fazla önem veren Türk tüketicilerinin oluşturduğu talep, yüksek koruma faktörlü ürünlerde yoğunlaşıyor. Kırışıkları engelleyen, cilt lekelerini azaltan, selülitleri gideren, cildi sıkılaştıran, yaşlanmayı geciktiren ürünlerin de peş peşe piyasaya girmesiyle birlikte, güneş kremleriyle cilt bakımı yapma imkanı da sağlanabiliyor. Yüksek faktörlü ürünlere olan talep artışıyla birlikte, ’koruyucu – sıkılaştırıcı’, ’koruyucu – selülit giderici’ gibi çift etkili güneş kremlerinin de Türkiye’de satılmaya başlaması, firmaların sezon sonu hedeflerini 21 milyon Euro’dan 25 milyon Euro’ya çıkartmasına neden oldu.

Kozmetik firmaları katıldı

Arkadaşımız Mehtap Özcan’ın yaptığı araştırmaya göre, daha önce Roche, Bayer gibi dünyanın önde gelen ilaç kuruluşları tarafından üretilen yüksek koruma faktörlü kremlere olan talebin hızla artması, Nivea, Loreal, Ambre Solaire, Omnia, Seba Med, Christan Dior gibi kozmetik firmalarının da dikkatini bu alana kaydırdı. Ürettikleri kozmetik ürünlerinin özelliklerini güneş kremlerine de kazandıran kozmetikçiler, bu yolla güneş kremlerinde çift fonksiyon dönemini başlattılar.

3-4 saatte bronzluk

Eczacıbaşı’nın, Daylong marka güneş kremleri, cildi kansere karşı korumanın yanı sıra yapışkanlık hissi vermeyen, sivilce oluşumuna izin vermeyen yağsız içeriğiyle ön plana çıkıyor. Nivea, DNA’nın erken cilt yaşlanmasına karşı korunmasını sağlayan DNAGE hücre yenileyici özelliğine sahip güneş kremi ve yüz bölgesine özel geliştirilmiş formülü ile 3-4 saat içinde bronzluk sağlayan “güneşsiz bronzlaştırıcı”sıyla rekabete katılıyor. Loreal’in yüz ve vücut için geliştirilmiş güneşsiz bronzlaştırıcısının krem, jel ve sprey çeşitleriyle kozmetik raflarında yerini alıyor. Unilever’in pazara sunduğu Dove, şampuan ve kremden sonra, şimdi de güneşsiz bronzlaştırıcı Dove Summer Glow ile açık, orta ve koyu tenlilere özel formülüyle raflarda yerini alıyor. Evyap ise güneş kremi sektörüne Arko markasıyla giriyor. Yağ, süt ve krem çeşitleriyle piyasaya sürülen Arko güneş kremi, uluslararası markaların hakimiyetinde olan pazardan pay kapmaya çalışıyor.

Pazarın yüzde 95’i uluslararası markaların

ECZANE ve eczane dışı olmak üzere iki farklı satış noktasına göre ayrılan güneş koruma ürünleri pazarında, 100’e yakın marka rekabet ediyor. Nivea Sun, Hawaian Tropic, Omnia, Neutrogena, Sebastian, Loreal, Garnier Ambre Solaire, Piz Buin, Solar Expertise, Sebamed market raflarında bulunan uluslararası markalar arasında yer alıyor. Arko Nem Güneş Bakım ürünleri ise Türk markalar arasında öne çıkıyor. Estee Lauder, Dior, Lancaster, Bioterm, Shiseido gibi markalar kozmetik mağazalarında, La Roche Posay, Avene, Vichy, Daylong gibi markalar eczanelerde, Avon, Oriflame gibi markalar da doğrudan pazarlama yöntemiyle tüketicilere ulaşıyor.

Trend, gölgede bronzlaşmak

TENDEKİ pigmentleri aktive ederek deriye renk veren, güneşin karşısında yatmadan bronz bir görünüm sağlayan ’güneşsiz bronzlaştırıcı’lar, sağlıklı ve zahmetsiz bronzlaşma yöntemi olarak ön plana çıkıyor. Sprey, krem ve mendil seçenekleriyle üretilen bu ürünler artık Nivea, Estee Lauder, Cliniqe, Lancome ve Guerlain gibi bir çok markanın piyasaya sürdüğü nemlendiricilisinden, yaşlanmaya karşı etkili olanına, E vitaminlisinden, bronzluk seviyesi ayarlanabilenine kadar farklı içerikleriyle de ilgi çekiyor. Sadece yaz aylarında değil, kışın da bronz bir tene sahip olmak isteyenleri güneşin altında yatmak veya solaryuma girmekten kurtaran bu ürünlerde, yılda yüzde 10’a varan oranda satış artışı gerçekleşiyor.

Bronzlaşırken bebek yağı da kullanılıyor

SON yıllarda koruyucu etkisi yüksek kremlerin satışlarındaki artış pazarın büyümesini sağlasa da Türkiye’de hala yaz aylarında bebek yağını satın alanların yüzde 32’si, ürünü bronzlaşmak amacıyla kullanıyor. Tatil alışkanlığı olan 18 yaş üstü kadınların yüzde 50’si ise güneş koruma ürünü kullanıyor. Bebek yağında, güneşin zararlı ışınlarını filtre eden ve olumsuz etkilerine karşı koruyan Güneş Koruma Faktörü bulunmadığı için bronzlaşma amacıyla kullanılması tavsiye edilmiyor. Çocuk güneş ürünleri kullanımında da son yıllarda önemli artışlar görülüyor. Çocuk cildinin çok ince ve hassas olması, cilt kanserlerinin büyük çoğunluğunun küçük yaşlardan itibaren güneşe korunmasız olarak maruz kalınması sonucu oluşması, bu bilince ulaşan aileleri çocukları için özel güneş koruma ürünleri kullanımına sevk ediyor. Koyu ten rengine sahip olan veya bronzlaşmış olanlar için 2 faktörden başlayan koruyucular, cildi açık renkli ve güneşe karşı hassas olanlar için 50+ faktöre kadar yükseliyor. Ürünlerin fiyatları ise koruma faktörüne göre 12 YTL’den 50’ YTL’ye kadar çıkabiliyor.

Kaynak: Hürriyet / Erkan ÇELEBİ 13/07/2008

2008 kanser-metre

without comments

Besinler, hava, güneş, toprak ve suda gerçekten de söz edildiği kadar çok kanser yapıcı yani kanserojen madde var mı? Bu sorunun cevabı ne yazık ki “evet”tir.

Eğer yeteri kadar dikkatli davranmazsanız çevrenizi saran binlerce kanserojen sizi zayıf bulduğu bir anda vücudunuzun herhangi bir hücresinde kanseri tetikleyebilir. Bu yazımızı okuyarak korunmak için bazı doğruları öğrenebilirsiniz.

Yediğimiz yiyeceklerin doğal yapısı değişti. İçine şu veya bu şekilde birçok kimyasal madde karışıyor. Soluduğumuz hava, içtiğimiz su, değişik ve farklı içecekler, yemek pişirdiğimiz kaplar, sofrada kullandığımız tabaklar ve bunları temizlemede kullandığımız temizlik malzemelerinde vücudumuzun hiç tanımadığı maddeler var.

Bu maddelerin bazılarının etkileri hemen ortaya çıkıyor, bazılarınınki ise uzun bir zaman sonra güç bela anlaşılabiliyor. Kısacası işimiz kolay değil. Dikkatli olmamız, okumamız ve öğrenmemiz gerekiyor. Yiyip içtiklerimizin etiketlerini mutlaka kontrol etmemiz şart! Bu kontrolü sadece gıdalarda değil, yüzümüze sürdüğümüz kremler ve makyaj malzemelerinde de yapmak zorundayız.

Ama ne iyi ki, vücudumuz paçasını öyle kolay kolay da kaptırmıyor. Direnip mücadele ediyor. Vücudun doğal bağışıklık sistemleri çoğu zaman kanserojen ajanın etkilerini yok ediyor veya kanserleşme eğilimindeki hatalı hücreleri süratle ortadan kaldırıyor.

KANSER SARMALINA GİRMEYİN

Yazılıp çizilenlere ve söylenenlere bakılırsa gerçekten de tam bir “kanser sarmalı”na girmiş gibiyiz. Kullandığımız deterjanlarda, yiyeceklere konulan renk, koku veya dayanıklılık sağlayan katkılarda, tatlandırıcılarda, tarımsal ürünlere yapılan genetik müdahalelerde, böcek öldürücüler, hormonlar, antibiyotikler ve benzeri kimyasallarda, hayvancılıkta kullanılan koruyucu antibiyotik hormon ve diğer maddelerde, cep telefonları, baz istasyonları, sigara ve alkolde, hatta evimizde kardeş kardeş birlikte yaşadığımız televizyon ve bilgisayarlarda, yatak çarşafları, yatak üretim malzemeleri, tıraş losyonları, makyaj malzemeleri, cilt kremleri ve daha yüzlerce üründe kanserojen maddeler var.

DENİZDE VE HAVADA KANSEROJEN MADDELER

Şair “önce ekmekler bozuldu” demiş. Gerçekten de en doğal ve faydalı sandığımız birçok şey bozuldu, kirlendi, zararlı hale geldi. Ne güneş eskisi kadar güzel, ne deniz, ne su eskisi kadar güvenli!

Eğer güneşte gereğinden fazla kalırsanız, güneş ışınlarında bulunan zararlı bölümler cilt hücrelerinizdeki DNA’ları parçalayıp cilt kanserini tetikleyebiliyor. Bundan korunmak için kullanacağınız güneş koruyucuları da sanıldığı kadar güvenli olmayabiliyor! Sağlığını güçlendirmek için (bin bir zahmetle bütçenizi zorlayarak satın aldığınız) yediğiniz balıkların bile kanserojen ağır metallerle (özellikle kurşun, civa ve kadmiyumla) dolu olduğu söyleniyor. Doğal diye içtiğimiz bazı suların bile ne kadar güvenli olduğu tartışılıyor. Sularda bulunan arsenik ve nitrat gibi maddeler kanserojen etki gösterebiliyor.

Tabloyu daha da uzatıp moralinizi iyice bozmak mümkün! Birleşmiş Milletler Kanser Araştırma Dairesi 2005’te hormon haplarını da potansiyel kanserojenler listesine aldı. Ayrıca kilo fazlalığının, geceleri çalışma zorunda kalmanın ve uykusuzluğun bile kanserojenler listesine alınması konusunda yoğun baskılar var.

ORGANİK KOZMETİK ÜRÜNLERİ GÖZDE

Listeyi daha da uzatmak, bu yazıyı bir dizi haline getirmek bile mümkün! Dikkat edilmediği zaman ekmek, bisküvi, kraker gibi fırın ürünlerinde oluşan akrilamid maddesi de kanserojen. Akrilamid kızarmış patates ve kavrulmuş kahve gibi ısıl işlem görmüş birçok yiyecekte oluşabiliyor. Birkaç ay önce “kanserojen uçak” tartışması bile yapıldı. Uçakların üretiminde kullanılan bazı maddelerin kanserojen özellikler taşıdığı ileri sürüldü.

Kadınların güzelleşmek uğruna kullandıkları ürünler de kanserojenlerin vücuda girme olasılığını yükseltiyor. Özellikle saç boyaları ve makyaj malzemeleri üzerinde ısrarla duruluyor. Bu zararlı etkilerden korunmak için yalnızca “organik kozmetik” satan dükkanlar bile açıldı. Amerika ve Avrupa’da birçok kadın artık organik olmayan hiçbir cilt ve saç ürününü kullanmıyor. Özellikle kurşun içeren rujlar ve kozmetiklerin üretimde kullanılan petrol artığı maddelerin tehlikeli olabileceği belirtiliyor. Dioxin bunlardan biridir.

PEKİ NE YAPACAĞIZ

Sağlığınızı koruma ve geliştirip güçlendirme konusundaki hassasiyetinizi hiçbir zaman elden bırakmayın, ama bu hassasiyetinizi bir “korku filmi” haline de getirmeyin. Çevremizin yüzlerce, binlerce kanserojen madde tarafından çevrildiği doğru. Ne var ki bu bilgiler o kanserojenlerin vücudumuzla temas eder etmez kanser yapacağı anlamına da gelmez. Benden şöyle etraflı bir kanserojen maddeler listesi beklediğinizi biliyorum. Ama konunun benden çok kanserle uğraşan uzmanlık alanlarını ilgilendirdiğini düşünüyorum.

Bu aşamada önerim, genel bazı doğruları (bu yazıyı dikkatle ve birkaç kez okuyarak, bu konuda yazılmış diğer makaleleri gözden geçirerek) öğrenmeniz ve sağlık bilincinizi geliştirmeniz. Kanserin insanlığın geleceğini tehdit eden en önemli sorun olduğu da, sağlık sorunlarından biri, hatta birincisi olduğu doğru ama telaşa kapılmanın, hayatı kendimize zindan etmenin ve kanserojenler arasında ömür tüketmenin de pek anlamı yok.

BUNLARI YAPIN

 Daha çok ve sık sebze-meyve yiyin.
 Koyu ve farklı renkte sebze-meyveleri tercih edin.
 Daha bol Omega-3 tüketin (balık, ceviz, semizotu, keten tohumu).
 Yeşil çaydan faydalanın.
 Sağlıklı kilonuzu koruyun.
 Lahana ve karnabahar ailesiyle dost olun.
 Bakliyat ve tam tahıl yemeyi ihmal etmeyin.
 Sarmısak ve soğandan istifade edin.
 Az ve öz beslenin.
 Mümkünse organik yiyecek, içecekleri tercih edin.
 Egzersiz yapmayı ihmal etmeyin.
 Yer fıstığı, et, balık, tam tahıllarda bulunan selenyumdan faydalanın.
 Doğal E vitamini, Beta karoten ve D vitamini faydalıdır. (Ayçiçeği çekirdeği, badem, bal kabağı, balık, kayısı)
 Zeytinyağını tercih edin.
Stresten, depresyondan, endişe ve korkudan uzak durun.
 İyimser biri olun.
 Kadınsanız çocuk doğurun ve bebeğinizi emzirin.
 Erkekseniz mutlaka evlenin.

BUNLARA DİKKAT

 Cep telefonundan ve baz istasyonlarından uzak durun.
 Sigara ve dumanından uzaklaşın.
 Şeker, tuz tüketiminizi azaltın.
 Hormonlu yiyecekleri (et, süt, sebze-meyve) yemeyin.
 Yapay tatlandırıcıları pas geçin.
 Alkole hayır deyin.
 Nitrat, nitrit, nitrozamin ihtiva eden yiyecekleri (şarküteri ürünleri) terk edin.
 Saç boyası ve cilt kremlerinin içeriklerini kontrol edin.
 Etiketlerini kontrol ederek dioksin içeren ürünleri kullanmayın.
 Kuru temizlemeye dikkat edin.
 Hormon hapları ve doğum kontrol haplarını kullanırken doktorunuza danışın.
 Gereksiz radyolojik inceleme (mamografi, tomografi) yaptırmayın.
 Lüzumsuz ilaç kullanmayın.
 Çokeşlilikten uzak kalın.
 Ağır metallerle kirlenmiş yiyecekleri yemeyin.
 Asbest ve radon gazı bulunan ortamlarda yaşamayın.
 Radyo dalgaları, kablosuz internet bağlantıları gibi elektromanyetik dalgalardan kaçının.

BİR UYARI

UZAKDOĞU MALLARINA DİKKAT EDİN

Birkaç ay kadar önce dünyaca ünlü bir oyuncak üreticisinin Çin’de ürettirdiği bazı oyuncakların satışını durdurduğunu, satılmış ürünleri geri topladığını duymuş olmalısınız. Uzakdoğu kaynaklı diğer tüketim maddelerinde de ciddi bir kanserojen tehlikesinin olduğu söyleniyor. Bu oyuncakların toplanmasına yol açan ağır metallerin özellikle kurşun ve kadmiyumun yine Uzakdoğu kökenli seramik ve porselen malzemelerinde de bol miktarda bulunduğu iddia ediliyor. Uzakdoğu’dan ithal edilen mutfak malzemelerini (bilhassa bardak, tabak, çanak satın alırken) kaynağını dikkatle sorgulamak gerekiyor.

Kaynak: Hürriyet / Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU 04/05/2008

Halk, LİDA Zayıflama Hapına Karşı Uyarıldı

without comments

Bursa İl Sağlık Müdürü, Yurda Kaçak Olarak Sokulan ve İçeriğinde Sağlığa Zararlı Olabilen ‘Sibutramine’ Maddesi Bulunan Lida İsimli Zayıflama Ürünün Kullanılmaması Konusunda Vatandaşları Uyardı.
 
Bursa İl Sağlık Müdürü Dr. Serhat Yamalı, yurda kaçak olarak sokulan ve içeriğinde sağlığa zararlı olabilen ’sibutramine’ maddesi bulunan Lida Zayıflama Yosun Kapsulü isimli ürünün kullanılmaması konusunda vatandaşları uyardı.

Dr. Yamalı, Türkiye’de yaygın olarak satılan ve halkın kontrolsüz kullandığı Lida Zayıflama Yosun Kapsulü zayıflama hapı ürünü hakkında bir basın açıklaması yayınladı. Muhtevasında doktor kontrolünde kullanılması gereken bir ilacın etken maddesi olan ’sibutramine’ maddesi bulunan ve imal-ithal-satış izni olmayan ürün hakkında Sağlık Bakanlığı’na birçok şikayetin ulaştığını belirten Yamalı, “Son dönemlerde gerek basından gerekse internet üzerinden ulaşılan bilgiler neticesinde, Lida Zayıflama Yosun Kapsülü’nün yaygın olarak satıldığı ve halkımızın bu ürünü kontrolsüz olarak kullandığı bilinmektedir. Sağlık Bakanlığı’nca yapılan araştırmada, ithal onayı olmayan bu ürünün içeriğinde doktor kontrolünde kullanılması gereken bir ilacın etken maddesi olan ’sibutramine’ tespit edilmiş ve ürünü kullananlarda ciddi yan etkileri olduğu bildirilmiştir. Bu sebelerden dolayı, halkı yanıltarak yanlış kullanıma neden olan ve toplum sağlığını tehdit eden bu ürünün imal-ithal ve satışı durdurulmuştur” dedi.

Kaynak: İhlas Haber Ajansı  18/04/2007

Written by tiklayaz

Ağustos 19, 2008 at 10:23 am

Vitamin, afrodizyak ve zayıflama ilaçlarına yeni düzen

without comments

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, nar, üzüm çekirdeğinden keçi boynuzuna, birçok bitkinin sağlık üzerindeki etkisi ön plana çıkarılarak pazarlanan, kamuoyunda zayıflama ve afrodizyak etkileri ile daha çok bilinen takviye edici gıdalar konusunda yasal düzenlemeye hazırlanıyor.

Bakanlık, Türkiye’deki kayıtlı pazar büyüklüğü 150 milyon doların üzerinde olduğu tahmin edilen “takviye edici gıdalar” konusunda hazırladığı tebliğ taslağını, kamuoyunun görüşüne açtı.

AB’ye uyum amacıyla hazırlanan tebliğ ile AB’den farklı olarak, gıda takviyesi ürünler kapsamında günlük alımına izin verilen vitamin ve mineral doz limitleri belirlenirken, bu tür ürünlerin etiketinde, önerilen günlük alım dozu ile “Takviye edici gıdadır. Normal beslenmenin yerine geçmez” ve “İlaç değildir, hastalıkların önlenmesi veya tedavi edilmesi amacıyla kullanılmaz” uyarıları yer alacak.

Takviye edici gıdalar, “Normal beslenmeyi takviye etmek amacıyla, vitamin, mineral, protein, karbonhidrat, lif, yağ asidi, amino asitler gibi besin ögelerinin ve/veya bunların dışında besleyici veya fizyolojik etkileri olan bitki, bitkisel kaynaklı maddeler, biyoaktif maddeler ve benzeri maddelerin konsantre veya ekstrelerinin tek başına veya karışımlarının, kapsül, tablet, pastil, tek kullanımlık toz paket, sıvı ampul, damlalıklı şişe ve diğer benzer sıvı veya toz formlarda hazırlanarak doz halinde sunulan ürün” olarak tanımlandı.

Tebliğ ile takviye edici gıdaların, tekniğine uygun ve hijyenik şekilde üretim, hazırlama, işleme, muhafaza, depolama, taşıma ve pazarlanmasını sağlamaya yönelik esaslar düzenlenecek.

Tebliğde, takviye edici gıdalarda kullanılmasına izin verilen vitamin ve mineraller belirlenirken, tebliğde yer almayan iz minerallerin ürünlerde kullanılmasına, tek başına veya sadece bunların karışımı şeklinde olmamak şartı ile izin verilecek.

Takviye edici gıdalarda kullanılacak vitamin ve minerallere ait maksimum günlük dozlarlar da tebliğ taslağı ile belirlenirken, takviye edici gıdalarda kullanılan vitamin ve minerallerin formları da tebliğe uygun olacak.

Takviye edici gıdalarda, bakanlık tarafından oluşturulan bitki listesi içinde yer alan pozitif bitkiler kullanılabilecek. Tebliğ kapsamında yer alan ürünler, Türk Gıda Kodeksi’nin, katkı, renklendirici, kalıntı ve hijyen ile ilgili düzenlemelerine uygun olacak.

Etiketteki uyarı ifadeleri

Takviye edici gıdaların etiketinde; ürüne özelliğini veren besin ögeleri ve/veya diğer bileşenlerin gruplarını tanımlayan veya bunların kaynağını belirten ifade, tavsiye edilen günlük alım dozu belirtilecek.

Ayrıca, etiketler üzerinde, “Takviye edici gıdadır. Normal beslenmenin yerin geçmez”, “Tavsiye edilen günlük dozu aşmayınız”, “Çocukların ulaşamayacağı yerde saklayınız”, “İlaç değildir, hastalıkların önlenmesi veya tedavi edilmesi amacıyla kullanılmaz”, “Hamilelik, emzirme dönemi veya ilaç kullanılması durumlarında doktorunuza danışınız” uyarı yazıları da yer alacak.

Olması halinde, üreticinin diğer uyarıları da etiket üzerine konabilecek. Takviye edici gıdaların etiketinde, sunumunda ya da reklamında, “besin ögelerinin yeterli ve dengeli bir beslenme ile karşılanamayacağını” belirten, ima eden veya vurgulayan ifade bulunamayacak.

Tebliğ kapsamındaki ürünlerde, etikette, beslenme yönünden bilgilere de zorunlu olarak yer verilecek. Enerji ve besin öğeleri tablosu, tavsiye edilen günlük alım dozu üzerinden gösterilecek.

Beslenme referans değerleri (RDA) belirtilirken, hem yetişkinlere hem de çocuklara tavsiye edilen ürünlerin etiketlemesinde, “Yetişkinler için yüzde RDA değeridir” ifadesi kullanılacak.

RDA’sı olmayan besin ögeleri ve diğer bileşenler için “RDA değeri belirlenmemiştir” ifadesi, etiket üzerinde açıkça belirtilecek.

Üretici tarafından hamilelik, menopoz ve yaşlılık dönemleri ile yetişkin kadın ve erkeklere yönelik tavsiye edilen ürünlerin etiketinde, ürünün, adı geçen kullanıcı grubu için üretildiğini belirten ifade yer alabilecek.

Ürünlerin bileşen türü ve/veya bileşen miktarlarının artırılması durumunda, ürün adı ile birlikte “geliştirilmiş”, “artı” ve benzeri ifadeler; ürünlerin ağırlıklı olarak vitamin ve minerallerden oluşması durumunda, ürünün bileşiminde bulunan vitamin ve minerallerin en az yüzde 70′inin RDA’nın en az yüzde 100′ünü karşılaması halinde ise “maksimum”, “yüksek”, “süper” ve benzeri ifadeler etikete konabilecek.

Tebliğ taslağı AB’nin direktifine uyum sağlamak amacıyla hazırlanmasına karşın, günlük alım limitleri ve dozların belirlenmesinde ülke inisiyatifi kullanıldı.

Tebliğ ile halen söz konusu ürünleri üreten ve satan işyerlerine, “takviye edici gıdalarda kullanılmasına izin verilen vitamin ve mineraller ile bunların formlarına” uyum konusunda 31 Aralık 2009′a, diğer hükümlere uyum konusunda ise 2 yıl süre verilmesi öngörülüyor.

“Doktora veya diyetisyene danışın”

Sağlık üzerindeki etkisi nedeniyle, vitamin, mineral gibi beslenme destek ürünleri ile ilgili düzenlemenin Sağlık Bakanlığı mı yoksa Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından mı yapılacağı bir süre tartışma konusu olmuştu.

“Bu ürünlerin ilaç olarak kullanılamayacağı” değerlendirmesinden sonra, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, piyasayı düzenlemek için daha önce bir talimat yayımladı. AB direktiflerine uyum amacıyla da bu tebliğ taslağı hazırlandı.

Hızla büyüyen sektöre disiplin getirmek amacıyla 2004 yılında, sektörde faaliyet gösteren Amway Türkiye, Farmatek İç ve Dış Ticaret, GNC Türkiye, Herbalife Türkiye, Nutrifarma, Sifar, Solgar ve Taymed gibi önemli firmalar tarafından, “Beslenme Destek Ürünleri Üretici ve İthalatçıları Derneği-BESDESDER” kuruldu.

BESDESDER Başkanı Eren Kale, halen derneğe 14 firmanın üye olmasına karşın 120′nin üzerinde firmanın bu alanda faaliyet gösterdiğini belirtirken, en önemli sorunun kayıtdışılık olduğuna işaret etti.

Kale, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, sektördeki kayıtlı ticaretin 150 milyon doların üzerinde olduğunu tahmin ettiklerini, ancak özellikle Doğu Asya’dan kayıtdışı şekilde getirilen ürünlerin piyasada yaygın olarak bulunabildiğini ve dernek olarak bunlarla mücadele ettiklerini söyledi.

Bakanlığın AB’ye uyum amacıyla tebliğ taslağı hazırlarken AB’nin de ilerisine geçerek, günlük kullanım doz ve limitleri getirdiğini belirten Eren Kale, “Tebliğde belirtilen limit ve dozlar, henüz AB’de tartışılan ve 2010′da görüşülüp karara bağlanacak rakamlar. Bakanlık, şimdiden bunu bizden istiyor. Bu konuda görüşlerimizi bildireceğiz” dedi.

Bu ürünlerin reklamlarında “ilaç olmadığını” vurgulamalarına karşın, bakanlığın yeni düzenleme ile bu ifadelerin ürünlerin üzerine de konması uygulaması getireceğini, bunu uygun bulduklarını kaydeden Kale, yaygın olarak eczanelerde satılan ürünlerin her yerde satılabileceğini hatırlatarak, insan sağlığına etkisi dikkate alınarak, bu işi ciddi yapan firmaların, tüketicilere “doktor veya diyetisyene danışarak ürün almaları” uyarısında bulunduğunu vurguladı.

Bu ürünlerin sonuçta belli bir gelir ve bilinç seviyesindeki insanlar tarafından alındığına, nüfusun ortalama yüzde 5′inin bu ürünleri kullandığına işaret eden BESDESDER Başkanı Eren Kale, zayıflama ve afrodizyak etkili ürünlerin toplam satışlar içindeki payının ise yüzde 5 bile olmadığını söyledi.

Kale, tüketimin artmasına bağlı olarak bu ürünlerin fiyatının son 4-5 yılda artmadığını, hatta gerilediğini belirtti.

Gıda takviyelerinde kullanılabilecek vitamin ve mineraller

Bakanlığın tebliğ taslağına göre, gıda takviyelerinde kullanılacak vitamin ve minerallerler şöyle:

Vitaminler: “A (mcg RE), D (mcg), E (mg α-TE), K (mcg), B1 (mg), B2 (mg), B6 (mg), B12 (mcg), C (mg), Pantotenik asit (mg), Folat (mcg), Biyotin (mcg), Niasin (mg NE)”

Minerallar: “Kalsiyum (mg), Magnezyum (mg), Demir (mg), Bakır (mcg), İyot (mcg), Çinko (mg), Manganez (mg), Fosfor (mg), Potasyum (mg), Selenyum (mcg), Krom (mcg), Molibden (mcg), Flor (mg).”

Tebliğde ayrıca, 4-10 yaş arası çocuklar ile 11 yaş üzeri çocuk ve yetişkinler için günlük alımına izin verilen vitamin ve mineral dozları da belirtildi.

Kaynak: CNN Türk 22/06/2008

Written by tiklayaz

Ağustos 19, 2008 at 10:21 am

Şu Titanlar ve Zayıflama Ürünleri

without comments

Herbalife isimli zayıflama ürününün, ancak doktor kontrolünde ve eczanelerde satılması gerektiği bildirildi. Sağlık Bakanlığı Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı Dr. Halil Akar, Merhaba’ya verdiği yazılı cevapta Herbalife isimli ürünlere, Tarım Bakanlığı tarafından gıda gibi değerlendirilerek ithal izni verilmesinin son derece sakıncalı olduğunu söyledi.

ÖLÜM RİSKİ

Dr. Akar, ürünün bileşiminde bulunan kafein maddesinin alışkanlık yapmanın yanı sıra kimi kişilerde ölüm tehlikesine neden olabileceği uyarısında bulundu. “Kafein bir ilaç etken maddesi olup kalp damar rahatsızlığı olan kişilerde ölümcül yan etkilere yol açabilir” diyen Dr. Akar bu nedenle ürünün mutlaka Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü tarafından değerlendirilmesi ve sadece eczanelerde hekim kontrol ve önerisi ile satılması gerektiğini vurguladı.

SAĞLIK BAKANLIĞI DENETİME ALMALI

Konuya ilişkin görüşlerinin Tarım Bakanlığı’na aktarıldığını ifade eden Genel Müdür Yardımcısı Dr. Halil Akar, sağlık eğitimi almamış kişilerin kar amacı ile ürünü gelişi güzel pazarlamasının sakıncasına işaret ederek, ‘Bu nevi pazarlama hele yukarıda belirttiğimiz sakıncalar söz konusu iken tehlikelidir. Bu bakımdan Sağlık Bakanlığı denetimi altına alınması önemlidir. Ürüne, Tarım Bakanlığı tarafından gıda gibi izin verilmesi son derece sakıncalıdır’ ifadesini kullandı.

İKİ BAKANLIK KARŞI KARŞIYA

Bu ifadelerle Sağlık Bakanlığı ile Tarım Bakanlığı karşı karşıya geliyor. Bir tarafta, ölüme kadar varan risklerin taşındığı ifadesi, diğer tarafta gıda izni. Türkiye’de, insan hayatı ve sağlığının ne kadar ucuz olduğu ve ne tür tehlikelere açık olduğu bu olayda da görülüyor. Tarım Bakanlığı’nın cevabı ve söz konusu tehlikelerin var olup olmadığı ile varsa derecesi merakla bekleniyor.

ÖLÜM RİSKİ SÖZ KONUSU OLABİLİR

Distribütörler ağı ile pazarlanan Herbalife ürünleri konusunda yaptığımız araştırma bizi çarpıcı sonuçlara götürdü. Sağlık Bakanlığı Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı Dr. Halil Akar, söz konusu ürünlerin alışkanlık yapması ile birlikte kimi hastalarda ölüme kadar giden sonuçlara yol açabileceği uyarısında bulundu.

BAKANLIKLARA YAZDIĞIMIZ MEKTUP

İlgili bakanlıklara Herbalife konusunda kamuoyunun merak ettiği hususları sorduk.

Bakanlıklara yazdığımız mektup şöyle;

10.Mayıs.2004, Konya Sayın Prof. Dr. Recep AKDAĞ Sağlık Bakanı Son iki yıldır Konya’da, kelimenin tam anlamı ile furya haline gelen HERBALIFE konusunda zat-ı alinizi rahatsız ediyoruz. Zayıflama ilacı olarak takdim edilmekte olan ürünün pazarlanması, Konyalıları caddede-sokakta adım atamaz hale getirmiştir. Her bir ağaçta, elektrik direğinde, aracınızın camında ya da kapısında, “ULUSLAR ARASI FİRMADAN DOLGUN ÜCRET…” ibaresi ile günbegün karşılaşmanız mümkün. Yaya geçidinden geçtiğiniz anda bir genç kız ya da delikanlının elinize ilan tutuşturuvermesi de mümkün.

Peki nedir, HERBALIFE?

Bakanlığınız’dan izni var mıdır?

Sağlığa zararı ya da faydası tespit edilebilmiş midir?

Bağımlılık yapmakta mıdır? Obez bir toplum olarak bilinen Amerika, ülkemizde bir deneme mi yapmaktadır?

Otel toplantılarında neler konuşulmaktadır?

Bir nevi TİTAN zinciri ile karşı karşıya mı bulunmaktayız?

Prof. Dr. Orhan Çeker’in, ‘Konya’da çok uluslu şirketler misyonerlik faaliyeti yapıyor?’ ifadesi ile HERBALIFE’ın bir bağlantısı var mıdır?

Vergi açısından durum nedir?

Bu ve benzeri sorular konusunda bakanlığınız ilgi alanına giren konuların araştırılarak, tarafımıza bilgilenmek ve kamuoyunu bilgilendirmek amacı ile iletilmesini arz ediyor, bil vesile çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.”

İŞTE CEVABIN TAM METNİ

Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı Dr. Halil Akar’ın mektubumuza Sağlık Bakanlığı adına verdiği cevabın tam metnini yayınlıyoruz.

 “İlgi: 10. 05. 2004 tarihli yazınız İlgi yazınız incelenmiş olup; HERBALIFE ÜRÜNLERİ TARIM BAKANLIĞI tarafından ruhsatlandırılan/izin verilen bir preperattır. Bileşiminde doluluk hissi vererek açlığı yatıştıran ve defekasyonu sağlamak üzere şişme özelliğine sahip müsilaj bakımından zengin doğal liflerin yanı sıra açlığa bağlı halsizliği gidermek üzere de KAFEİN ilave edilmektedir.

Bilhassa KAFEİN bir ilaç etken maddesi olup kalp damar rahatsızlığı olan kişilerde ölümcül yan etkilere yol açabilir. Ayrıca KAFEİN alışkanlık yapıcı bir madde olarak bilinir. Bu nedenle ürünün mutlaka Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü tarafından değerlendirilmesi ve sadece ECZANELERDE hekim kontrol ve önerisi ile satılması gerekir.

Sağlık eğitimi almamış kişilerin kar amacı ile bu ürünü gelişi güzel pazarlaması hele yukarıda bahsedildiği şekilde sakıncalar söz konusu iken tehlikelidir. Bu bakımdan Sağlık Bakanlığı denetimi altına alınması önemlidir. Bu bakımdan ürüne TARIM BAKANLIĞI tarafından gıda gibi izin verilmesi son derece sakıncalıdır. Ayrıca konu TARIM BAKANLIĞI’na aktarılmıştır.

Dr. Halil Akar / Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı” ABD’DE YASAKLANAN ÜRÜNLER Öte yandan bu yıl başında, ABD Gıda ve İlaç Dairesi ‘Efadra’ içeren zayıflama ürünlerinin kullanımını yasakladı. ABD Gıda ve İlaç İdaresi FDA, 1999 yılından beri izlemeye aldığı efedra içerikli diyet katkı ürünlerinin satışını yasakladı. Yasak kararın yayınlandığı 6 Şubat 2004 tarihinden itibaren 60 gün içinde yürürlüğe girdi. Efedra ihtiva eden ürünler ABD’de aşağıdaki markalarla pazarlanıyordu. Bunlardan bir kısmı ülkemizde de satılmaktadır: 2 Way Max, Bata Blockers (hipertansiyon ilacı “beta blokerler” ile karıştırmamalı), Brand Mini-Tab, Dexatrim, Diet Fuel, Ephedrine HCL, Fat Predator, Herbalife, Herbalift, Hoo, Hydroxycut, Leptoprin, Metabolife 356, Metabolite, Mini-Thins, Pseudophrine, Quaifen PseR, Ripped Fuel, Stackers, Suddenly Slim, Synephrine, Thermagenics, Trimspa, Truckers Love It, X-Treme Lean, Xenadrine, Yellow Jackets. Söz konusu yasaklama konusunda bir araştırma yapan ‘dr. pozitif’ internet sitesinde konuya ilişkin şu bilgiler veriliyor.

 “Ülkemizde, özellikle Herbalife markalı ürünlerin satış gayretinin son zamanlarda yoğunlaşmasından olmalı özellikle bu markanın müşteri ve satıcılarından birden fazla soru aldık. Bu sorular, araştırmamızı derinleştirmemize yol açtı. Bu konudaki bazı ayrıntıları okuyucularımızla paylaşıyoruz: 1. Herbalife’ın Thermojetics Bitkisel Yeşil tabletleri ve Thermojetics Bitkisel Bej tabletleri efedra içermekteydi. İngilizce isimleri şöyledir: “Thermojetics original green herbal tablets” ve “Thermojectics gold herbal tablets”. 2. Bu tabletlerden birincisindeki efedra kaynağı, Ma Huang isimli, Çin kökenli bir bitki; ikincisindeki ise Sida Cordifolia’dır. 3. Herbalife efedra içeren ürünlerin ayrıca yukarda isimlerini verdiğimiz tabletlerin satışını önce efedranın yasaklandığı ABD eyaletlerinde durdurmuş, yasaklama eğiliminin yaygınlaşması üzerine de bu ülkede pazarlanmasına tamamen son vermiştir. Firma, bu durdurmayı ABD’de FDA’nın Şubat 2003’deki açıklamalarından önce yaptığını bildirmektedir. (Şubat 2004’deki yasaklama kararı ile karıştırılmamalıdır) 4. Bu ürünler bize verilen Türkçe reklam broşürlerinde yer aldığı halde bunları Ankara’daki Herbalife satıcılarından temin edemedik. Bu muhtemelen broşürlerin eskiliğinden kaynaklandı. Satıcılardan biri, bize, Mayıs 2003’ten beri bu tabletlerin gelmediğini ifade etti. Ürünlerin ABD’de satıştan kaldırılması ile Türkiye’de satıştan kaldırılması arasında bir zaman farkı bulunup bulunmadığı ayrıca incelenebilir; ancak şu anda, efedralı Herbalife ürünlerinin, Türkiye’de de satıştan kaldırıldığı kanısına vardık.

Sonuç olarak tavsiyemiz, yukarda adı geçen iki ürünü ellerinde bulunduranlar varsa, bunları kullanmamasıdır.”

İlaçlarla ilgili yaygın kanaattir; bir ilaç piyasaya çıkmazdan önce 3. dünya ülkelerinde kullanılır, etkileri görülür, sonra Batı -ABD kendi sınırları içinde piyasaya sürer.

Acaba burada da böyle bir durum var mıydı?”

Pazarlama şekli de kafamızda soruların artmasına neden olan bir etkendi. Otellerde toplanılıyor. Motivasyon eğitimleri veriliyor ve sürekli bir üst basamağa çıkmak için katılımcılar teşvik ediliyordu. ‘Distrübütör’ yapılanması bir nevi ‘titanvari’ bir yapılanma mı idi?

Vergilendirilme hususu nasıl işliyordu?

İşte bütün bu soruları alt alta koyduk ve Bakanlıklara müracaat ettik. Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ve Sağlık Bakanı Prof. Recep Akdağ’a gönderdiğimiz mektuplarda bu soruların cevabını aradık. Oysa asıl müracaat etmemiz gereken Tarım Bakanı Prof. Dr. Sami Güçlü imiş. Çünkü Herbalife ‘gıda’ statüsü ile Tarım Bakanlığı’nın izni ile ithal edilmekte imiş. Sanayi Bakanlığı’ndan gelen yazıda, başvurumuzun Tarım Bakanlığı’na iletildiği belirtiliyordu. Nitekim Sağlık Bakanlığı’ndan gelen yazıda da tespitler yapıldıktan sonra ‘keyfiyet’in Tarım Bakanlığı’na iletildiği bildiriliyordu. Herbalife’la ilgili internetten de bir tarama yaptık. ‘Milyar dolar hedefi’nin nasıl tutturulacağı, pazarlama yapılan ülkeler, ‘herbalife’in çıkışı, ‘efadra’ içeren ürünlerin Kanada ve ABD’de yasaklanışına dair bilgileri de bu araştırma sırasında gördük. Bu araştırma sırasında gördüğümüz en ilginç ayrıntı ise, Herbalife, Aloevera gibi ürün pazarlamacıları için kartvizit basılabileceğini belirten ilan oldu. Anlaşılan, bu konu kendi çapında yan sektörlerin oluşmasını da sağlamıştı. Bizi en sarsan bilgiye kuşkusuz Sağlık Bakanlığı’nın cevabı ile ulaştık. Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı Dr. Halil Akar’ın, mektubu hayati bir konuda aslında nasıl bir başıbozuklukla muhatap olduğumuzu göstermeye yetiyor. Bakalım önümüzdeki günlerde konuya ilişkin nasıl bir gelişme yaşanacak.

Kaynak: Merhaba Gazetesi 12/08/2004

Written by tiklayaz

Ağustos 19, 2008 at 10:17 am

‘Alttak’ler’ Yüklendi Diyet ve Fonksiyonel Gıda 420 Milyon YTL’ye Çıktı

without comments

Kilo, Sindirim ve Kolesterol Sorununun Hızla Yaygınlaştığı Türkiye’de Bu Problemleri Gidermek İsteyenler Diyet ve Fonksiyonel Gıda Ürünlerine Yönelince, Pazar Bir Yılda Yüzde 18.3 Büyüyerek 420 Milyon YTL’ye Ulaştı.

Kilo, sindirim ve kolesterol sorununun hızla yaygınlaştığı Türkiye’de bu problemleri gidermek isteyenler diyet ve fonksiyonel gıda ürünlerine yönelince, pazar bir yılda yüzde 18.3 büyüyerek 420 milyon YTL’ye ulaştı.

Pazar araştırma şirketi Ipsos KMG’ye göre fonksiyonel ve diyet ürünlerdeki bu büyüme, 2007’de yüzde 16.2 gelişerek 33.3 milyar YTL’lik büyüklüğe ulaşan toplam yiyecek ve içecek pazarının da önüne geçmeyi başardı. Bu ürünlere en büyük talep artışı alt gelir grubundan geldi. En fazla talep artışının yaşandığı ürünleri ise çikolata kaplamalar, margarin, bisküvi, ekmek ve enerji içecekleri oluşturdu. Yoğurt, dondurma, makarna ve meyve suyu gibi ürünler ise düşüşe geçerek pazar payı kaybetmeye başladı.
 
Alt gelir grubu zayıflamak istiyor

Diyet ürünlerde toplam satışlarda en fazla payı alan yüzde 44.5 ile hálá üst gelir grubu.

Ancak, alt gelir grubuna yapılan satışların 2007’de yüzde 50 büyümesi dikkat çekiyor.

Türkiye’de diyet ürün alanların yıllık kişi başı harcama tutarı 11.1 YTL oluyor.

Kişi başı harcama üst gelir grubunda 19.6 YTL oluyor. Alt gelir grubunda ise 6.9 YTL’yi aşamıyor.

Evlerin yüzde 89’una diyet ürünler girdi

Pazardaki hızlı büyüme sayesinde Türkiye’de her 100 evin 89’u diyet ürünlerle tanıştı.

Modern yaşamın getirdiği hareketsizlik nedeniyle formu bozulanlar diyet ürünler pazarının 1 yılda yüzde 20 büyümesini sağladı.

90.6 milyon YTL’ye ulaşan pazarda zincir marketler pay kaybederken, satın alma eğilimi bakkal gibi organize olmayan perakende noktalarına kaydı.

Bu ürünlerin satışının yüzde 80’i 36-45 yaş arası ile 56 yaşın üzeri tüketicilere gerçekleştirildi.

Yıllık harcama 21.4 YTL’ye kadar çıkıyor

Şişkinlik sorununu giderme, kolestrolü dengeleme gibi işlevlere sahip olan fonksiyonel gıdaların hacmi de yüzde 18 büyüme gösterdi ve 330 milyon YTL’ye yaklaştı.

Bu ürünlere en büyük talep artışı yüzde 24 ile alt gelir grubundan geldi.

Üst gelir grubunun fonksiyonel gıdalara yaptığı kişi başı ortalama harcama 21.4 YTL’yi bulurken, bu bedel alt gelir grubunda 12.1 YTL’yi aşamadı.

Üst gelir grubunun alışverişlerinde fonksiyonel gıda ürünlerine yer verme sayısı yıllık kişi başı 10 olurken, bu alt gelir grubunda 7’de kalıyor.

Zincir market pay kaybetti

Türkiye’de fonksiyonel ve diyet ürün satışı en fazla orta büyüklükteki market ve bakkallarda gerçekleşiyor.

Bakkalların noktaların satışlardaki payı yüzde 27.7’yi buluyor.

Bakkalların ardından en büyük satış yüzde 26.6’lık pay ile zincir marketlerde yapılıyor.

Büfe, kuruyemiş, toptan satış mağazası gibi noktaların aldığı toplam pay ise yüzde 1’de kalıyor.

Kaynak: Haberler.com 13/04/2008

Written by tiklayaz

Ağustos 19, 2008 at 10:08 am