TIKLAYAZ.com Tüketici Ürün Yorum ve Karşılaştırma Sitesi

Just another WordPress.com weblog

Archive for the ‘Kanserden korunmanın yolları’ Category

Kanser aşısı geliyor

without comments

Michigan Üniversitesi’nde henüz üzerinde deneme yapılan yeni bir kanser aşısı, farelerde meme kanserinin en tehlikesini yok etti.

Amerikan Cancer Research dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, aşı hücrenin normal büyümesine yardımcı olan HER2 proteininin arttığı en tehlikeli meme kanserini tamamen yok etti. HER2 proteini, meme kanserine yakalanan kadınların yaklaşık dörtte birinde görülüyor.

Tümörlü hücrelerin tekrar ortaya çıkmasını da önleyen ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi esasına dayanan aşının, sağlıklı kadınlarda da meme kanserinin ortaya çıkmasını önlemek amacıyla kullanılabileceği belirtildi.

Araştırmayı yürüten Michigan Üniversitesi uzmanlarından Dr.Wei-Zen Wei, aşının bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi esasına dayandığını belirtti ve “Bağışıklık sisteminin, HER2 proteini reseptörlerine karşı çok sert tepki verdiğini gözlemledik. Aşı, bugünkü ilaçlara direnç gösteren tümörlere karşı da işe yaradı” dedi. Aşının, ilaç tedavisi ihtiyacını ortadan kaldırabileceği de belirtiliyor.

Aşı, HER2 proteinini üreten genlerden ve bir bakteriden alınma inaktif bir DNA molekülüne (plazmid) entegre edilmiş bağışıklık sistemi uyarıcısından oluşuyor. Bu plazmid kendini kopyalayarak çoğalma yeteneğine sahip bulunuyor. Dr.Wei’ye göre, yan etkisi de olmayan aşı, bağışıklık sistemindeki T hücrelerine, kanser hücrelerine nasıl saldırması gerektiğini öğretiyor.

Kaynak: Hürriyet 17/09/2008

Written by tiklayaz

Eylül 17, 2008 at 8:35 am

Kanserden korunmak için

without comments

Kanser hastalarının sayısı artıyor. Ama modern tıp son yıllarda kanserle mücadelede inanılmaz başarılar kazandı.

20-30 yıl öncesinin çaresiz hastalıkları arasıda yer alan kanser korkulu bir rüya olmaktan yavaş yavaş çıkıyor. Bu, en azından bazı kanserler için doğru. Örneğin, lenfoma ve lösemi türü kanserlerin bazılarında, neredeyse tam şifa yakalanmış gibidir.

Kanser sorunu homojen bir görünüm arz etmiyor. Tedavi şansı yönünden baktığınızda, her kanserde iyileşme veya kontrol altına alınma olasılığının aynı olmadığı biliniyor. Bu durum teşhisten sonraki 5 veya 10 yıllık yaşam süresi dikkate alındığında birçok kanser türünde iyi bir şansı yakalamanın mümkün olduğu belirtiliyor. Bu en azından erken teşhis edilen bazı kanserlerde kesinlikle doğru bir bilgidir.

NE YAPMALI

Kanserden korunmada beslenmenin, sigara, alkol kullanımı gibi kişisel alışkanlıkların, yaşadığınız çevrenin, yaşam tarzınıza ilişkin diğer seçimlerin ve daha pek çok şeyin etkili olduğu biliniyor. Kanserden korunmak söz konusu olduğunda ilk adım doğru beslenmektir. Rafine şekerden uzak durmak, mümkün olduğu kadar az şeker kullanmak, kırmızı eti azaltmak, özellikle ateşte pişirilmiş veya yağda kızartılmış eti azaltıp, bitkisel yağlara (bilhassa zeytinyağına) ağırlık vermek, tuzu mümkün olduğu kadar sınırlamak, taze meyve ve sebze tüketimini, kurubaklagilleri, tam tahılları daha çok yemek. Yani posalı besinlere ağırlık vermek yapılacak en önemli değişimlerdir.

YOĞURT ÇOK FAYDALI

Kanserden korunma söz konusu olduğunda, daha çok yoğurt (ve zaman zaman kefir) tüketmek, sağlıklı bir kiloda kalmaya gayret etmek de önem kazanıyor. Ayrıca katkı maddelerinin kullanıldığı besinlerden uzak durmak, organik besinlere öncelik vermek gerekiyor. Öyle görülüyor ki “Besinlerin raf ömrü uzadıkça bizim ömrümüz kısalıyor.” Çünkü yiyeceklerin dayanıklılığını uzatmak, rafta kaldıkları süreyi artırmak gibi nedenlerle gıdalara eklenen kimyasallar ve ayrıca tat, renk, koku vermek için kullanılan katkı maddelerinin bazıları ile üretimde kullanılan hormonlar ve besinlere yapılan genetik müdahaleler kanser riskini artırabiliyor.

BEDENİNİZ AKTİF RUHUNUZ DİNGİN OLSUN

Kanserden korunmada, aktif bir yaşam sürmek de çok önemlidir. Araştırmalar, aktif bir hayatın hemen hemen bütün kanserlerden ama özellikle meme, prostat, kalınbağırsak kanserlerinden korunmada etkili olduğunu gösteriyor. Sakin ve huzurlu bir hayat sürmek, stresi iyi yönetebilmek, hayata olumlu gözlerle bakabilmek de kanserden korunmada etkili. İnançlı insanların, hoş görülü, affedici olanların, hırstan, kavgadan, korkudan, endişe ve kıskançlıktan uzak yaşayanların da şansı artıyor. Derin üzüntülerin, ağır kederlerin de kanseri tetiklemesi mümkün görülüyor. Depresyonlularda kansere yakalanma şansının biraz daha fazla olduğu belirtiliyor.

Yaşam tarzınızda yapacağınız akılcı değişikliklerle, genlerinizdeki ve çevrenizdeki şansızlıklardan kaynaklanan kanser riskini önemli ölçüde azaltmanız mümkündür. Kanserden korunmak istiyorsanız yapacağınız bir başka şey de “erken uyarı sistemlerinizi” mümkün olduğu kadar açık tutmaktır. Bunun için güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmaya ve kanserle ilgili sağlık tarama testlerini düzenli olarak yaptırmaya özen göstermelisiniz.

Bacaklarınızdaki huzursuzluk hastalık belirtisi olabilir

Eğer derinizin altında kurtlar dolaşıyormuş gibi hissediyor ve bacaklarınızı hareket ettirmeden duramıyor ya da bacaklarınız hareket etmek, koşmak istiyor ve siz bunu durduramıyorsanız “Huzursuz bacak sendromu” olarak bilinen hastalık söz konusu olabilir. Hastalar özellikle akşamları yoğunlaşan bacaklarını hareket ettirme isteğinden yakınırlar. Oturmakla ya da yatmakla şikayetler artış gösterir. Bacaklardaki huzursuzluk hissi, hareket ettirme ihtiyacı; kişilerin uyku kalitesini de bozmakta, sonucunda da kişi gün içinde kendini uykulu ve yorgun hissetmektedir. Huzursuz bacak sendromu hem kadında hem erkekte her yaş grubunda ortaya çıkabilmekle birlikte, kadınlarda ve ileri yaşlarda daha sık rastlandığı bilinmektedir. Her 100 kişiden 15’i hayatlarının bir döneminde bu tür yakınmalar tanımlayabilirler.

Eğer huzursuz bacak sendromunuz varsa:

n Hastalığın kesin nedeni bilinmemektedir. Altta yatan nedenler arasında; demir eksikliği, bacaklarda kan dolaşımına ait bozukluklar, kas hastalıkları, böbrek hastalıkları, alkolizm, bazı vitamin veya mineral eksiklikleri sayılabilir.

n Bu hastalığın tedavisinde kullanılan ilaçlar bulunmakla birlikte, kesin tedavisi henüz bilinmemektedir.

n Hafif durumlar bazı sakinleştirici ilaçlar ve davranışsal yöntemlerle başarılı bir biçimde tedavi edilebilmektedir. Bu yöntemler arasında germe egzersizleri, yatmadan önce sıcak duş alma ve bacaklara masaj yapma sayılabilir.

n Kafein, alkol ve sigara kullanımının yakınmaların daha da artmasına yol açabileceği unutulmamalıdır.

Bebeğinizin sağlığını iki şey belirliyor

Uyku ve beslenme düzeni

Bebek bakımı benim de önemli bir ilgi alanım haline geldi! Bunun birinci sebebi torunumuz Aleyna’nın sağlıklı gelişip gelişmediğinden emin olmak istememiz. İkincisi, kızım Merve ve eşimin bitmez tükenmez sorularına yanıt vermek zorunda olmamız!

Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanları, bebeklerin uyku ve beslenme düzeninin onların sağlığını belirleyen en önemli iki etken olduğu konusunda hemfikir. Uzmanlara göre her bebeğin uyku ve beslenme ritmi farklı oluyor. Uyku düzeni ve beslenme davranışları bebekten bebeğe önemli değişimler gösterebiliyor. Önemli olan onları aç bırakmamak ve ihtiyaçları kadar uyumalarını sağlamak. Bebeklerin mümkün olduğu kadar bildikleri, tanıdıkları, alıştıkları ortamlarda, yataklarda uyutulmaları öneriliyor. Beslenme ve uyku düzenini bozacak davranışlardan kaçınmak gerekiyor. Onları aç bırakmamak için uykuda da olsa emzirmek gerekebiliyor. Bu özellikle ilk 3 ay için zorunlu. Çünkü bu ilk 3 aylık dönemde bir bebek günün neredeyse dörtte üçünden fazlasını uykuda geçiriyor. Sağlıklı bir bebek büyütmenin üçüncü önemli noktası da dokunmak, kucaklamak, sevmek ve ilgilenmek.

Temel Reis çok haklı

Ispanak Temel Reis’e güç veren besin olma özelliğini bileğinin hakkıyla kazanmıştır. Bu sebze, Alfa Lipoik Asit, C vitamini, E vitamini, Glutation, Beta karoten, Lutein gibi antioksidanlardan çok zengindir. İçinde Kalsiyum, Magnezyum, Çinko, Demir gibi mineraller de vardır. Ispanağın B grubu vitaminlerden, özellikle Folik Asit, Riboflavin, Tiamin ve B6’dan çok zengin bir besin olduğunu da hatırlatalım. Ispanakta sağlığa yararlı birçok Polifenol ve Betain de bulunuyor. Kilo kontrolüne yardım eden düşük kalorili bir besin olması ve posadan zengin bir yapısının bulunması diğer avantajlar. Çeşitli çalışmalarda ıspanak tüketimi fazla olanlarda koroner kalp hastalığı ve felçlerin, katarakt, maküler dejenerasyon ve benzeri yaşlılıkla ilişkili göz problemlerinin, kalın bağırsak, mide, prostat, meme kanseri gibi bazı kanserlerin daha az görüldüğü belirlenmiş. Koenzim Q-10’un en önemli kaynaklarından biri de ıspanaktır. Koenzim Q-10, enerji üreten kalp kasından, diş etine birçok noktada vücuda güç veren etkin bir antioksidandır. Betain tıpkı Folik Asit gibi güçlü bir homosistein azaltıcısıdır. Ayrıca bu şifalı sebzede önemli miktarda bitkisel Omega-3 bulunduğunu da hatırlatalım.

Uykusuz geceler annelerin kilo vermesini engelliyor

Yeni doğum yapmış anneler eğer az uyuyorlarsa gebelikte aldıkları kiloları vermekte zorlanıyorlar. Yapılan araştırmalarda doğumdan sonra ilk 6 ay günde 5 saatten az uyuyan anneler birinci yılın sonunda dahi günde 7 saat uyuyan annelere oranla 3 kez daha fazla kilo verme sorunu çekmekteler. Doğum sonrası kilo verme diyet ve egzersiz üzerine kurulmakla birlikte, uyku süresi ve kalitesi de göz önüne alınmalıdır. Uyku eksikliğinin kiloyla ilişkisi iştahı kontrol eden hormonlar leptin ve ghrelin seviyelerinin bozulması ve artan kortizol düzeyleri ile açıklanmaya çalışılmaktadır.

Sessiz tiroid bezi iltihabı

Hamilelik sonrası yorgunluk, kilo alma ve depresyon tiroid hastalığına işaret edebiliyor. Doğum yapan kadınlarda “Sessiz tiroid bezi iltihabı”na daha sık rastlanıyor. Bu hastaların bir kısmında “Haşimoto tiroidi” de oluşabilir. Sessiz tiroiditin herhangi bir belirtisi yok. Tiroid sonucu oluşan hipotiroidi ve bunun sonucunda gelişen yorgunluk, depresyon ve kilo alma en önemli işaretler olarak ortaya çıkabiliyor. Eğer hamilelik sonrasında bu şikayetlerle karşılaşırsanız sessiz tiroid bezi iltihaplanması ve Haşimato hastalığı aklınızda olsun.

DİYET GÜNLÜĞÜ

Şu sıralarda çok fazla davet ve benzeri organizasyonlar oluyor. Diyet uygulamak çok zor oluyor. Hafta sonuna doğru verdiğim kiloyu haftasonu geri alıyorum sanki. Bunu önlemek için ne yapabilirim? Farklı bir uygulama önerir misiniz?

Acil durum diyeti

Rahatlamış bir şekilde başlanan hafta sonunu daha da keyifli bir hale getirmek için beslenme alışkanlıklarınızda ufak tefek (!) değişiklikler yapmak kaçınılmaz bir aktivite belki de. Bunun yanı sıra katıldığınız tür davetler de başka bir sosyal aktivite. İşte bu günlerde menüler daha çok çeşitlenirken, kalori alımında diyeti olumsuz yönde etkileyebilecek durumlar ortaya çıkabiliyor. Diyet yaparken bu tarz organizasyonlara katılmak aslında kendinizi bu tür ortamlarda deneme fırsatı da verecektir. Çok soslu ve yağlı mezeler yerine sebzeli ve yoğurtlu mezeleri seçmek, sadece karbonhidrat içeriğine sahip mönüler yerine içine protein ilavesi yapılmış mönüleri seçmek kontrolün sizde olduğunun bir göstergesidir. Alkol tükettiğiniz zamanlarda da bütün gün yiyecekleri kısmak, öğünleri atlamak yerine alkolle birlikte tüketebileceğiniz “diyeti bozan sessiz katillere” aperatiflere dikkat etmeniz, önemli bir kısmını tüketmemeniz yeterli olacaktır. Ertesi gün tartılmak iyi bir fikir olmayabilir. Özellikle alkol tükettiğiniz akşamların ardından vücut suyunda meydana gelebilecek artışlara aldanmayın. Ve diyetinizde gereksiz kısıtlamalar yapmayın. Bol bol su içmek ve porsiyon hakkınız kadar meyve yemek en iyi yöntemdir. Ve yapacağınız açık hava yürüyüşleri de sizin için önemli bir fırsattır.

Bel çevrem kalınlaşıyor

2 yıl önce diyetle 10 kilo vermiştim. Ama verdiğim kiloları geri aldım. 3 ay önce diyet yapmaya başladım ve istediğim kiloya ulaştım fakat ilk verdiğim zamanki kiloyla aynı olmama rağmen bel ve basen ölçüm daha fazla. Ne yapmalıyım? (Boyum 1,67cm-kilom 52)

Boyunuz ve kilonuz arasında bir sorun yok. Bu kilonuzu korumanızda ve altına da düşmemenizde fayda var. Kilonuz 2 yıl önceki haliyle aynı gibi gözükse de yağ oranınız değişmiş olabilir. Kısa sürede hızlı verilen kiloların büyük bir kısmı su ve kas kaybıdır. Yağ oranının azalması için yavaş zayıflama daha etkilidir. Ama yaptığınız günlük 30 dakika yürüyüş yağ kaybını sağlamış olabilir. Özetle bir vücut analizi yaptırıp yağ oranınıza bakmanızı tavsiye ederim. Eğer olması gereken aralıkta ise kilo vermekten ziyade, var olan kilonuzu koruyup, yağ yakımı için değil, vücudu toparlamak, sıkılaştırmak için egzersiz yapmanız gerekecek. Aynı zamanda günlük aktiviteniz 2 sene önceki ile aynı olmayabilir. Gün içinde daha hareketsiz iseniz, genelde oturuyorsanız, stres düzeyi arttıysa, hormonal değişimler yaşıyorsanız (yaşınızı bilmiyorum) bel çevreniz kalınlaşmış olabilir.

Kaynak: Hürriyet / Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU 18/04/2008

Güneş kremleri, selülitten arındırıp, gölgede bronzlaştırıp 25 milyon Euro’ya koşuyor

without comments

YENİ nesil kremlerin bronzlaştırma ve koruyucu etkisinin yanı sıra, kırışıkları yok etme, cilt lekelerini azaltma, selülitleri giderme, cildi sıkılaştırma, yaşlanmayı geciktirme gibi farklı özellikleri de kazanması etkili oldu.

Tüm bunlara ’gölgede bronzlaştıran’ ürünler de eklenince pazarın 25 milyon Euro’ya ulaşması bekleniyor.

TÜRK tüketicilerinin cilt kanserine yol açan kızgın güneş ışınlarından korunmak ve ıstakoz gibi kızarmamak için, yüksek faktörlü güneş kremlerine yönelmesi, pazarın 21 milyon Euro’luk hacme ulaşmasını sağladı. Bunda, yeni nesil kremlerin bronzlaştırma ve koruyucu etkisinin yanı sıra, kırışıkları yok etme, cilt lekelerini azaltma, selülitleri giderme, cildi sıkılaştırma, yaşlanmayı geciktirme gibi farklı özellikleri de kazanması etkili oldu. Tüm bunlara, güneşte kalmayı sevmeyen ya da tatil fırsatı bulamayanlar için özel olarak geliştirilen gölgede bronzlaştıran ürünler de eklenince, 2008 yaz sonuna kadar pazarın 25 milyon Euro’yu bulması bekleniyor.

Eczacıbaşı Daylong markalı ürünlerle pazarda ilk kez yer alırken, Unilever şampuan ve krem markası olan Dove’un güneşsiz bronzlaştırıcı ürünü ile sektöre katıldı. Nivea, Estee Lauder, Cliniqe, Lancome ve Guerlain gibi bir çok uluslararası marka ile rekabet etmek zorunda kalan Evyap da hızla büyüyen pazara Arko marka güneş kremleriyle girdi.

Yüksek koruma faktörü

Küresel ısınma ve ozon tabakasının neden olduğu zararlı güneş ışınlarından korunmaya gün geçtikçe daha fazla önem veren Türk tüketicilerinin oluşturduğu talep, yüksek koruma faktörlü ürünlerde yoğunlaşıyor. Kırışıkları engelleyen, cilt lekelerini azaltan, selülitleri gideren, cildi sıkılaştıran, yaşlanmayı geciktiren ürünlerin de peş peşe piyasaya girmesiyle birlikte, güneş kremleriyle cilt bakımı yapma imkanı da sağlanabiliyor. Yüksek faktörlü ürünlere olan talep artışıyla birlikte, ’koruyucu – sıkılaştırıcı’, ’koruyucu – selülit giderici’ gibi çift etkili güneş kremlerinin de Türkiye’de satılmaya başlaması, firmaların sezon sonu hedeflerini 21 milyon Euro’dan 25 milyon Euro’ya çıkartmasına neden oldu.

Kozmetik firmaları katıldı

Arkadaşımız Mehtap Özcan’ın yaptığı araştırmaya göre, daha önce Roche, Bayer gibi dünyanın önde gelen ilaç kuruluşları tarafından üretilen yüksek koruma faktörlü kremlere olan talebin hızla artması, Nivea, Loreal, Ambre Solaire, Omnia, Seba Med, Christan Dior gibi kozmetik firmalarının da dikkatini bu alana kaydırdı. Ürettikleri kozmetik ürünlerinin özelliklerini güneş kremlerine de kazandıran kozmetikçiler, bu yolla güneş kremlerinde çift fonksiyon dönemini başlattılar.

3-4 saatte bronzluk

Eczacıbaşı’nın, Daylong marka güneş kremleri, cildi kansere karşı korumanın yanı sıra yapışkanlık hissi vermeyen, sivilce oluşumuna izin vermeyen yağsız içeriğiyle ön plana çıkıyor. Nivea, DNA’nın erken cilt yaşlanmasına karşı korunmasını sağlayan DNAGE hücre yenileyici özelliğine sahip güneş kremi ve yüz bölgesine özel geliştirilmiş formülü ile 3-4 saat içinde bronzluk sağlayan “güneşsiz bronzlaştırıcı”sıyla rekabete katılıyor. Loreal’in yüz ve vücut için geliştirilmiş güneşsiz bronzlaştırıcısının krem, jel ve sprey çeşitleriyle kozmetik raflarında yerini alıyor. Unilever’in pazara sunduğu Dove, şampuan ve kremden sonra, şimdi de güneşsiz bronzlaştırıcı Dove Summer Glow ile açık, orta ve koyu tenlilere özel formülüyle raflarda yerini alıyor. Evyap ise güneş kremi sektörüne Arko markasıyla giriyor. Yağ, süt ve krem çeşitleriyle piyasaya sürülen Arko güneş kremi, uluslararası markaların hakimiyetinde olan pazardan pay kapmaya çalışıyor.

Pazarın yüzde 95’i uluslararası markaların

ECZANE ve eczane dışı olmak üzere iki farklı satış noktasına göre ayrılan güneş koruma ürünleri pazarında, 100’e yakın marka rekabet ediyor. Nivea Sun, Hawaian Tropic, Omnia, Neutrogena, Sebastian, Loreal, Garnier Ambre Solaire, Piz Buin, Solar Expertise, Sebamed market raflarında bulunan uluslararası markalar arasında yer alıyor. Arko Nem Güneş Bakım ürünleri ise Türk markalar arasında öne çıkıyor. Estee Lauder, Dior, Lancaster, Bioterm, Shiseido gibi markalar kozmetik mağazalarında, La Roche Posay, Avene, Vichy, Daylong gibi markalar eczanelerde, Avon, Oriflame gibi markalar da doğrudan pazarlama yöntemiyle tüketicilere ulaşıyor.

Trend, gölgede bronzlaşmak

TENDEKİ pigmentleri aktive ederek deriye renk veren, güneşin karşısında yatmadan bronz bir görünüm sağlayan ’güneşsiz bronzlaştırıcı’lar, sağlıklı ve zahmetsiz bronzlaşma yöntemi olarak ön plana çıkıyor. Sprey, krem ve mendil seçenekleriyle üretilen bu ürünler artık Nivea, Estee Lauder, Cliniqe, Lancome ve Guerlain gibi bir çok markanın piyasaya sürdüğü nemlendiricilisinden, yaşlanmaya karşı etkili olanına, E vitaminlisinden, bronzluk seviyesi ayarlanabilenine kadar farklı içerikleriyle de ilgi çekiyor. Sadece yaz aylarında değil, kışın da bronz bir tene sahip olmak isteyenleri güneşin altında yatmak veya solaryuma girmekten kurtaran bu ürünlerde, yılda yüzde 10’a varan oranda satış artışı gerçekleşiyor.

Bronzlaşırken bebek yağı da kullanılıyor

SON yıllarda koruyucu etkisi yüksek kremlerin satışlarındaki artış pazarın büyümesini sağlasa da Türkiye’de hala yaz aylarında bebek yağını satın alanların yüzde 32’si, ürünü bronzlaşmak amacıyla kullanıyor. Tatil alışkanlığı olan 18 yaş üstü kadınların yüzde 50’si ise güneş koruma ürünü kullanıyor. Bebek yağında, güneşin zararlı ışınlarını filtre eden ve olumsuz etkilerine karşı koruyan Güneş Koruma Faktörü bulunmadığı için bronzlaşma amacıyla kullanılması tavsiye edilmiyor. Çocuk güneş ürünleri kullanımında da son yıllarda önemli artışlar görülüyor. Çocuk cildinin çok ince ve hassas olması, cilt kanserlerinin büyük çoğunluğunun küçük yaşlardan itibaren güneşe korunmasız olarak maruz kalınması sonucu oluşması, bu bilince ulaşan aileleri çocukları için özel güneş koruma ürünleri kullanımına sevk ediyor. Koyu ten rengine sahip olan veya bronzlaşmış olanlar için 2 faktörden başlayan koruyucular, cildi açık renkli ve güneşe karşı hassas olanlar için 50+ faktöre kadar yükseliyor. Ürünlerin fiyatları ise koruma faktörüne göre 12 YTL’den 50’ YTL’ye kadar çıkabiliyor.

Kaynak: Hürriyet / Erkan ÇELEBİ 13/07/2008

2008 kanser-metre

without comments

Besinler, hava, güneş, toprak ve suda gerçekten de söz edildiği kadar çok kanser yapıcı yani kanserojen madde var mı? Bu sorunun cevabı ne yazık ki “evet”tir.

Eğer yeteri kadar dikkatli davranmazsanız çevrenizi saran binlerce kanserojen sizi zayıf bulduğu bir anda vücudunuzun herhangi bir hücresinde kanseri tetikleyebilir. Bu yazımızı okuyarak korunmak için bazı doğruları öğrenebilirsiniz.

Yediğimiz yiyeceklerin doğal yapısı değişti. İçine şu veya bu şekilde birçok kimyasal madde karışıyor. Soluduğumuz hava, içtiğimiz su, değişik ve farklı içecekler, yemek pişirdiğimiz kaplar, sofrada kullandığımız tabaklar ve bunları temizlemede kullandığımız temizlik malzemelerinde vücudumuzun hiç tanımadığı maddeler var.

Bu maddelerin bazılarının etkileri hemen ortaya çıkıyor, bazılarınınki ise uzun bir zaman sonra güç bela anlaşılabiliyor. Kısacası işimiz kolay değil. Dikkatli olmamız, okumamız ve öğrenmemiz gerekiyor. Yiyip içtiklerimizin etiketlerini mutlaka kontrol etmemiz şart! Bu kontrolü sadece gıdalarda değil, yüzümüze sürdüğümüz kremler ve makyaj malzemelerinde de yapmak zorundayız.

Ama ne iyi ki, vücudumuz paçasını öyle kolay kolay da kaptırmıyor. Direnip mücadele ediyor. Vücudun doğal bağışıklık sistemleri çoğu zaman kanserojen ajanın etkilerini yok ediyor veya kanserleşme eğilimindeki hatalı hücreleri süratle ortadan kaldırıyor.

KANSER SARMALINA GİRMEYİN

Yazılıp çizilenlere ve söylenenlere bakılırsa gerçekten de tam bir “kanser sarmalı”na girmiş gibiyiz. Kullandığımız deterjanlarda, yiyeceklere konulan renk, koku veya dayanıklılık sağlayan katkılarda, tatlandırıcılarda, tarımsal ürünlere yapılan genetik müdahalelerde, böcek öldürücüler, hormonlar, antibiyotikler ve benzeri kimyasallarda, hayvancılıkta kullanılan koruyucu antibiyotik hormon ve diğer maddelerde, cep telefonları, baz istasyonları, sigara ve alkolde, hatta evimizde kardeş kardeş birlikte yaşadığımız televizyon ve bilgisayarlarda, yatak çarşafları, yatak üretim malzemeleri, tıraş losyonları, makyaj malzemeleri, cilt kremleri ve daha yüzlerce üründe kanserojen maddeler var.

DENİZDE VE HAVADA KANSEROJEN MADDELER

Şair “önce ekmekler bozuldu” demiş. Gerçekten de en doğal ve faydalı sandığımız birçok şey bozuldu, kirlendi, zararlı hale geldi. Ne güneş eskisi kadar güzel, ne deniz, ne su eskisi kadar güvenli!

Eğer güneşte gereğinden fazla kalırsanız, güneş ışınlarında bulunan zararlı bölümler cilt hücrelerinizdeki DNA’ları parçalayıp cilt kanserini tetikleyebiliyor. Bundan korunmak için kullanacağınız güneş koruyucuları da sanıldığı kadar güvenli olmayabiliyor! Sağlığını güçlendirmek için (bin bir zahmetle bütçenizi zorlayarak satın aldığınız) yediğiniz balıkların bile kanserojen ağır metallerle (özellikle kurşun, civa ve kadmiyumla) dolu olduğu söyleniyor. Doğal diye içtiğimiz bazı suların bile ne kadar güvenli olduğu tartışılıyor. Sularda bulunan arsenik ve nitrat gibi maddeler kanserojen etki gösterebiliyor.

Tabloyu daha da uzatıp moralinizi iyice bozmak mümkün! Birleşmiş Milletler Kanser Araştırma Dairesi 2005’te hormon haplarını da potansiyel kanserojenler listesine aldı. Ayrıca kilo fazlalığının, geceleri çalışma zorunda kalmanın ve uykusuzluğun bile kanserojenler listesine alınması konusunda yoğun baskılar var.

ORGANİK KOZMETİK ÜRÜNLERİ GÖZDE

Listeyi daha da uzatmak, bu yazıyı bir dizi haline getirmek bile mümkün! Dikkat edilmediği zaman ekmek, bisküvi, kraker gibi fırın ürünlerinde oluşan akrilamid maddesi de kanserojen. Akrilamid kızarmış patates ve kavrulmuş kahve gibi ısıl işlem görmüş birçok yiyecekte oluşabiliyor. Birkaç ay önce “kanserojen uçak” tartışması bile yapıldı. Uçakların üretiminde kullanılan bazı maddelerin kanserojen özellikler taşıdığı ileri sürüldü.

Kadınların güzelleşmek uğruna kullandıkları ürünler de kanserojenlerin vücuda girme olasılığını yükseltiyor. Özellikle saç boyaları ve makyaj malzemeleri üzerinde ısrarla duruluyor. Bu zararlı etkilerden korunmak için yalnızca “organik kozmetik” satan dükkanlar bile açıldı. Amerika ve Avrupa’da birçok kadın artık organik olmayan hiçbir cilt ve saç ürününü kullanmıyor. Özellikle kurşun içeren rujlar ve kozmetiklerin üretimde kullanılan petrol artığı maddelerin tehlikeli olabileceği belirtiliyor. Dioxin bunlardan biridir.

PEKİ NE YAPACAĞIZ

Sağlığınızı koruma ve geliştirip güçlendirme konusundaki hassasiyetinizi hiçbir zaman elden bırakmayın, ama bu hassasiyetinizi bir “korku filmi” haline de getirmeyin. Çevremizin yüzlerce, binlerce kanserojen madde tarafından çevrildiği doğru. Ne var ki bu bilgiler o kanserojenlerin vücudumuzla temas eder etmez kanser yapacağı anlamına da gelmez. Benden şöyle etraflı bir kanserojen maddeler listesi beklediğinizi biliyorum. Ama konunun benden çok kanserle uğraşan uzmanlık alanlarını ilgilendirdiğini düşünüyorum.

Bu aşamada önerim, genel bazı doğruları (bu yazıyı dikkatle ve birkaç kez okuyarak, bu konuda yazılmış diğer makaleleri gözden geçirerek) öğrenmeniz ve sağlık bilincinizi geliştirmeniz. Kanserin insanlığın geleceğini tehdit eden en önemli sorun olduğu da, sağlık sorunlarından biri, hatta birincisi olduğu doğru ama telaşa kapılmanın, hayatı kendimize zindan etmenin ve kanserojenler arasında ömür tüketmenin de pek anlamı yok.

BUNLARI YAPIN

 Daha çok ve sık sebze-meyve yiyin.
 Koyu ve farklı renkte sebze-meyveleri tercih edin.
 Daha bol Omega-3 tüketin (balık, ceviz, semizotu, keten tohumu).
 Yeşil çaydan faydalanın.
 Sağlıklı kilonuzu koruyun.
 Lahana ve karnabahar ailesiyle dost olun.
 Bakliyat ve tam tahıl yemeyi ihmal etmeyin.
 Sarmısak ve soğandan istifade edin.
 Az ve öz beslenin.
 Mümkünse organik yiyecek, içecekleri tercih edin.
 Egzersiz yapmayı ihmal etmeyin.
 Yer fıstığı, et, balık, tam tahıllarda bulunan selenyumdan faydalanın.
 Doğal E vitamini, Beta karoten ve D vitamini faydalıdır. (Ayçiçeği çekirdeği, badem, bal kabağı, balık, kayısı)
 Zeytinyağını tercih edin.
Stresten, depresyondan, endişe ve korkudan uzak durun.
 İyimser biri olun.
 Kadınsanız çocuk doğurun ve bebeğinizi emzirin.
 Erkekseniz mutlaka evlenin.

BUNLARA DİKKAT

 Cep telefonundan ve baz istasyonlarından uzak durun.
 Sigara ve dumanından uzaklaşın.
 Şeker, tuz tüketiminizi azaltın.
 Hormonlu yiyecekleri (et, süt, sebze-meyve) yemeyin.
 Yapay tatlandırıcıları pas geçin.
 Alkole hayır deyin.
 Nitrat, nitrit, nitrozamin ihtiva eden yiyecekleri (şarküteri ürünleri) terk edin.
 Saç boyası ve cilt kremlerinin içeriklerini kontrol edin.
 Etiketlerini kontrol ederek dioksin içeren ürünleri kullanmayın.
 Kuru temizlemeye dikkat edin.
 Hormon hapları ve doğum kontrol haplarını kullanırken doktorunuza danışın.
 Gereksiz radyolojik inceleme (mamografi, tomografi) yaptırmayın.
 Lüzumsuz ilaç kullanmayın.
 Çokeşlilikten uzak kalın.
 Ağır metallerle kirlenmiş yiyecekleri yemeyin.
 Asbest ve radon gazı bulunan ortamlarda yaşamayın.
 Radyo dalgaları, kablosuz internet bağlantıları gibi elektromanyetik dalgalardan kaçının.

BİR UYARI

UZAKDOĞU MALLARINA DİKKAT EDİN

Birkaç ay kadar önce dünyaca ünlü bir oyuncak üreticisinin Çin’de ürettirdiği bazı oyuncakların satışını durdurduğunu, satılmış ürünleri geri topladığını duymuş olmalısınız. Uzakdoğu kaynaklı diğer tüketim maddelerinde de ciddi bir kanserojen tehlikesinin olduğu söyleniyor. Bu oyuncakların toplanmasına yol açan ağır metallerin özellikle kurşun ve kadmiyumun yine Uzakdoğu kökenli seramik ve porselen malzemelerinde de bol miktarda bulunduğu iddia ediliyor. Uzakdoğu’dan ithal edilen mutfak malzemelerini (bilhassa bardak, tabak, çanak satın alırken) kaynağını dikkatle sorgulamak gerekiyor.

Kaynak: Hürriyet / Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU 04/05/2008